uygun donör bulunamadığından...

dün sabah radyoda ermenilerle türklerin aynı gen kolundan olduklarına dair bi haber dinledim işe giderken. bi bilim adamı bununla ilgili bi araştırma yapmış ve dio ki "bu herkesi şaşırtacak bilimsel bi gerçek. iki toplum da birbirlerini istemese de böle bişi var. aynı şey türkler ve kürtler arasında da var."

ermenistanda türklerden giden lösemi hasta listesini incelemişler ve istanbuldan 4, ankaradan 1 kişiye uygun ilik bulmuşlar. fakat türkiyeden henüz cevap gelmemiş... ihtiyaçları olmadığından değil elbette..

durdum düşündüm ki, tanrı insanları nasıl yaratmış; hepimiz birbirimize mecburuz.. kan denilen mucizevi sıvı sadce insandan insana aktarılabilen, yapay olarak yaratılamayan bişi. birilerinin dierine sırtını çevirmesini olanak vermeyecek bişi. hele o tanımadığın halde sırtını çevirdiğin adamın kanına muhtaçsan?

bi de tabi kan verme olayı var. gecen sene binbir gece dizisinde de ele alınmıştı bu konu. bi çok insan kan verip yardımda bulunmuştu. bankada çok yakın bi arkadaşımın yeğeni lösemiden vefat ettiğinde de çok içerlemiştim bu konuya, bugün gibi hatırlıorum onun, annesinin durumunu.. uygun ilik bulunamadığı için gitti minicik bi çocuk. bi araştırma hastanesine gidip kan vermek kaç dakikamızı alır ki? çocukluğumdan beri kansızlıkla boğuşan ben bile düşünmüştüm acaba verebilir miyim diye.. elbet yarardı binlerce hastadan ya da çocuktan birine.. burda, olmadı başka yerde, ermenistanda hatta... keşke kanımı verebilseydim de birinin hayatını kurtarabilseydim.

ama sebebi her ne olursa olsun (ülkedeki yolsuzluklar vs.) ölmeden önce organ bağışını yaptırmaya günah diye tenezzül etmeyen halkımız eminim akn vermeye de zaman bulamıodur...

bunu yapmaları için bi tv dizisinde bu konuya yer vermek mi gerekio? anlamıorum...

important lately

sevgilimin benim için organize ettiği doğumgünü partisi:)




teyzem ve ablamın (kuzenim) benim için hazırladığı doğumgünü süprizi (soldaki akrostiş tatarca kelimeler içermektedir ehehe):




çok uzun zamandır wallpaper'ım:




nilylerin bana aldıkları sıcacık ev ugg'ı(!) :




son zamanlarda (her gün en az bir filmden hesaplayın) izlediğim en iyi film:

bugun benim dogum gunum

eveeet geldik 26nın sonuna... çok üzüldüğüm yaşlarım oldu, çok mutlu olduğum yıllar da yaşadım ama bu yaş bambaşkaydı benim için. hayatımın erkeğiyle evlendim, biricik ananemi kaybettim... ama başka bi ailem oldu, daha kalabalık ananeli, dedeli.. bi kocam oldu beni çok seven, benim de çok sevdiğim. ilk kez benim için ağladı, ilk kez bana sürpriz yaptı... onun sayesinde beni doğumgunumde yalnız bırakmayan arkadaslarım oldu, çok iyi zaman geçirdiğim... hepsi için herkese teşekkür ederken beni bu hayatın en mutlu insanı yapan alim' e herşeyden çok tesekkur ederim... sonra anneme, beni doğurup böyle güzel yetiştirdiği için.. ardından babama, yarı yolda yetiştiyse de iyi ki var oldugu için..

şimdi mumları üfleyebilirim...

Lara Stone in İstanbul

bence dünyanın en iyi mankeni..

istanbuldaydı...




(fotografları bilioduk ama videoyu sibel arna gösterdi saolsun)

nası gitmem?

dün 2 çekim sonrası sevdicekle spora gittik, takribi 9.30 sularında çıktık. hem yorgun hem bitkin hem de açtık. ben tamamen dünkü hücumkedi konserine gitme isteğimi unutarak sevdiceğe bu konudan hiç bahsetmedim. gel gör ki hakan ve pelin adlı iki twittercı manyak övmüşler konseri. gitmediğime çok pişman oldum, inanamazsınız!!

bir sürü pearl jam çalmışlar
tool çalmışlar

offf yaaa

bateristleri de askere gidiomuş, burak da hucumkediye arada eşlik ederse belki yeniden izleyebiliriz, hatta iyi birer çocuk olursak belki şirinleri bile görebiliriz :)

oh my cate!




az önce imdbye girdim. cate blanchett fotolarına bakmak için. gözüme bi yaşlanmış gibi geldi. öyle korktum ki anlatamam! ona bişi olursa, o muhteşem oyunculuk yeteneğini ve o muhteşemden de öte sesini birilerine versin öyle gitsin nereye gidicekse...

zatem meryl streep denen olağan üstü varlık yaşlandı baya bi.. cate de gidince yerine kim gelir? hani belki eva green. belki...

uzakta olmayı sevmiorum

annemin/babamın doğumgününde, dini bayramların ilk gününde, milli bayramlarda tvden, gazeteden uzakta olmayı sevmiorum. hissedemiorum o zaman bayram olduğunu, önemli bişi kaçırdığımı.

bugün de medeniyetten uzaktaydım. 09:05' te polonezköyde radyodan duydum siren sesini.. hiç hoşuma gitmedi. alışmışım vapurlardan duymaya ya, ondan hep...

ruhun şad olsun en büyük Türk...

enfes*

öyle bi film olmuş ki, bana izleme şansım olduğu için lanet ettirdi. istinye park' ta bu filmi izlerken, duygulandığım için değil elimizdekinin değerini bilemediğimiz için ağladım.

güneydoğuda neler olup bittiğini kuzeybatıya ancak bu kadar yerinde görüntülerle, bu kadar kıvamında anlatabilirdiniz.

teşekkürler...




*nefes kelimesinin anagramı...

manga ve bir devrin kapanışı.

çok uzun yıllar boyunce türk rock müziğine verip veriştiren ben, son zamanlarda pek bi suskun bu konuda ( he tabi hala bikaç grup/insan ismi sayabilirim burda hiç bir şekilde dinlemiceem).

geçen hafta full evde olmamdan, evde izlenicek dizi kalmamasından (burda geniş aile fenomenini es gecemicem. arka arkaya sıkılmadan 14 bölüm öldürdük yutubdan, kaygısızlardan sonra türk televizyonlarında izlenen en komik şey oldu kocam ve benim için) ve bilgisayarından bi yerden sora sıkmasından mütevellit tvye de bakmadım değil. takip ettiğim başlıca programlar gece yarısı yapılan talkshow programları, yemekteyiz (evet izliorum çok salaklar, çok gülüyorum kavgalarına fln, azcık da yemek öğreniorum...), çok az da olsa müzik kanalları. ng, discovery fln yok bizde. çok s.kik bi uydu var binada. digiturke gecicez en yakın zamanda...

neyse efenim, müzik demişken, çok güzel bi şarkı keşfettim evde otururken. mangadan gelmiş; beni benimle bırak. bu kadar mı içten söylenir? bu kadar mı duygulu olur bi şarkı? son zamanlarda dinlediğim en başarılı türkçe şarkı oldu benim için. bu şarkıyı bu kadar çok sevmemin sebebi belki de sevgiliye söylenmio gibi hissettirmesi. az önce sözlükte okudum. biri de demiş direk tanrıya bu yakarış diye. aynen böle hissettim ben de ilk dinlediğimde. ve çok çok mutlu oldum böyle güzel bi şarkı yaptıkları için. gayet sade bi o kadar vurucu. direk loopa aldım..

klibe hiç değinemicem. senaryosuz işleri sevmiorum. olmamış, zaten olmasını da beklemiorum. çünkü artık türklerin 15i bi araya gelse korn-freak on a leashi gibi bişi çekemicek.. o yüzden kasmaya fln gerek de yok. bu işlerin kol gücüyle değil kafayla olduğunu anlıcamız günleri bekliorum.

hep dedim yine derim bazı türk grupları asla asla beceremicek şu piyasada rock yaparak biyerlere gelmeyi. her ne kadar bu tarz müzik yapanların ilk derdi para olmasa da uğraşları onları 3 adım öteye anca götürebilcek kıvamda. pop ya da arabesk dediğiniz şey tahminlerinizden çok satıo malesef. (900 bin satan ismail yk örneği) rock müzik dinleyici ise zaten 30 yaşını aşmamışsa şarkıları muhakkak netten indirio. ben artık değer verdiğim adamların (türk ya da yabancı) albümlerini muhakkak gidip satın alıcam. bi sonrakini çıkarmak için bi yerlerden beslenmeleri gerektiği için. para yetiştiremicek olduğumu bilsem de...

3 saat sora gelen edit: az önce öğrendim mtv music awards'a manga gidiomuş :)

portfolyoma buradan ulaşabilirsiniz...

iş anlamında bi basamak daha atladım sayın okuyucu. artık ben de yarı-freelance, ajanslı bi make up artist oldum (o-yeee)... cok uzun zaman "cicozum.deviantart.com" linkinden yaptığım makyajlara ulaşıodunuz, artık devir değişti e tabi link de değişti:

KUM AGENCY

bu işin en iyi tarafı Türkiyenin en iyi 2 make up artisti hakan kültür ve erkan uluçla beraber çalışıcak olmam.. çok mutluyum aslında :)

gerçekten çok korkuyorum!!!

bi domuz gribi muhabbeti aldı gidio sevgili okuyucularım. elbette sağlık bakanlığının Türkiye' ye binbir güçlükle(!) getirdiği aşıyı satmak için uğraştığı aşikar. bense tüm gün yabancı yabancı mankenlerle çalışıyorum, bi çoğu doğru dürüst beslenmediği için hep hasta, hep "i got flu" modunda.. hal böle olunca da dedim nedir ne değildir bi araştırayım.. buyrun size link. iyi okuyun, koruyun, korunun...

yeni klibi en sevdiğim şarkıya mı çekmiş nee?

link

heyoooo :)

zaman gazetesi



uzun zamandır izlediğim en iyi reklam.. kalem sahnesi takdire şayan...

save suri!!



tom ve kate' in kızları suri, sadece 3 yaşında...

elele' nin moda editörü arkadaşım sinem' in de dediği gibi: bu pont az olmuş, 9 pont olsaymış...

brrr!!!

what' s going on?

-süper çekimler yapmışım. az önce ilk kez zeynel abidin ile çalışmışım. değişikmiş :)
-nejat işler aslında zayıf, aslı tandoğan azcık makyajla daha güzelmiş.
-duygu yetiş çok çok şirinmiş. pek kafaymış, yasemin moriye benziomuş.
-gosalyn mallard ilk kez bi tatilden dönerken duygu seline kapılmış. orası da neresiymiş? elbette palamutbüküymüş.
-ali benim official kocammış, ben de ali yıldırımın official yengesiymişim. hayatında ilk bana yenge demiş.
-sevgilim pokerde milyonlar kaybetmiş.
-az önce çekimde makyaj yaparken şarkı mırıldanmışım, sanatçının menejeri "süper kulağın var, bigün bişiler düşünürsen beni bul" demiş.
-makyaj yapmak benim için en büyük zevk, sonu olmayan bi mutlulukmuş. büyük isimlerden övgüler alınca daha da mutlu ediyomuş.
-her akşam biyerlere gitmek bünyeyi yoruyomuş. ama gece eve sevgiliye dönmek inanılmaz keyifliymiş.
-lise sıra arkadaşım (martin riggs) osman sınavın dizisinde oynıcakmış. paraya para demicekmiş.
-asmalı mescite haftasonları gitmem kararı alınmış.
-en kısa zamanda çok daha güzel makyajlarla karşınızda olacakmışım.

australia



ne kadar zarif bi görüntü değil mi? saçım hep böyle olsa keşke... çiçeği hiç eksik olmasa...

her gün bıkmadan mutsuz punk dinleyebilirim.

sonunda bu da oldu:

@ mehmet turgut studio


:)

balayı :)

palamutbükü denizi.. miss


palamutbükü meme adası


palamutbükü


sevdicek çimerken



evlendikten tam 3 hafta sonra çıkabildiysek de (ramazana denk gelmesine özen gösterdik sakin olsun dediğimiz için) tam 10 gün über bi tatil yaptık sevgilimle... 2 gun çeşme 2 gün bodrum 5 gün datça palamutbükü... anlatcak çok bişi yok size göre. ama pek bi romantikti o ayrı :)

en kayda değer yer palamutbükü oldu. yemekleri, sakinliği, hayatımızda hiç öylesini görmediğimiz denizi (sevgilim, korkutucu derecede temiz diye adlandırıyo), en arkadaşlarla gidilip takılası olanı... zaman bulunca birilerini muhakkak götürücez oraya :)

my dear country*

insan weeds izlerken harika bi flash mob sahnesi görüp "neden benim ülkemde böyle şeylere izin verilmio? böle bişi yaşayamadığımız için ne kadar şanssızız..." diyip, oturup ağlar mı?

her geçen gün böyle bi ülkede yaşadığım için daha fazla üzülüyorum. istediğim hiçbir güzel şeyi burda yapmaya iznim/hakkım yok! (linki verebilmek için bile youtubeun açılmış olmasını beklioruz!)

olanlar için o kadar üzgünüm ki anlatamam...

*çok çok leziz, bi o kadar acıtan norah jones şarkısıdır. dinleyin, dinletin...

backstage of marriage

















düğün ve cenaze

dün, yaşadığımız en güzel günlerden biriydi. pasta, gelinlik, müzikler, içkiler harikaydı. çıkış şarkımız... herşey ama herşey....




bi burukluk vardı, o da ananemin komada olması. 1 saat önce aldığımız habere göre cumartesi sabaha karşı vefat etmiş. teyzeme çok teşekkür ederim saklayabildiği için. anneme belli etmediği için. taş olsa dayanmazdı dediler. hakikaten cok degruymuş... annesi öldüğü halde saçını yaptırmış, makyajı eksiksiz katıldı düğüne. aliyle benim için...

huzur içinde uyu ananecim. çok çektin. umarım mükafatını görürsün...

haftasonu

işte gordunuz! bilekliklerimize kadar geldi.. ama biz gidemedik. ama dedikoduları alıcaz :) bi prodigy için pişmanım. olsun...

ikeahacker olalım derken onlar bizi hackledi malesef :S

bundan alsana bana

link

vayyyy anasını!!

meyersem biz evleniomuşuz aliyle.
en bi sevgili arkadaşım serotoninn (bole de ifşa ederim) bana ve evlenen bi arkadaşımıza (onun da 9 ağustos pazar) özel parti yapıomuş.
mekan da bi zamanlar gönülleri fetheden, sayemizde keşfedilen in the van adlı mekanın kardeşi in the van c2' imiş.
olay 30 temmuz gecesi gerçekleşiomuş. arkadaş arkadaşa bi eğlence olcakmış.
"yüksek yüksek tepeler" adlı parça loopa alıncakmış..

müzik listem

yemekte olabildiğince edith piaf. akabinde frank sinatra, regina spektor, tori amos, ella fitzgerald, sezen aksu, norah jones, amy winehouse vb...
dansederken olabildiğince 80ler, jamiroquai, pop, funk, hot hot heat, mj, madonna, oyun havası vb...
çıkış ve pasta kesilirken çok çok özel 2 şarkı. (sora yazarım artık)

amaaa...

sonic youth- unmade bed
radiohead- let down asla unutulmamalı...

asla!!

hazırlanmaya çalışıyorum buyrun

pazartesi- salı: özcan deniz, pamela ve fuat 3lüsünün coca cola için sosyal sorumluluk projesi kapsamın klibi çekildi. baya bi eğlenceli gecen klip 20 tane casta birlikte benim için de gayet(!) eğlenceliydi :)

çarşamba: gelinlik, ayakkabı, çiçek provalarına gidildi. süper oluo. hazır olun anacıım!

perşembe: murat dalkılıça 4 brezilyalı hatun eşliğinde klip çekildi murad küçük tarafından. çatalcada bi fabrikada tabiii ki (hehe). gece 1de anca dönüldü.

cuma: az sonra gelin makyajım var taaa pendikte. alıcaklar beni onları bekliorum.

cumartesi: salonda çalışacağım.

pazar: sabahtan salondayım. öğleden sonra ikea- koçtaş allah nasip ederse...

şimdi bana " nası gidio hazırlıklar?" demeden önce bi kez daha düşünün. çünkü hazırlık fln yok :)
haftada 1 gün hazırlanmayla nası evlenicem allahım ben?!?!

ölmek için geç

gece sevgilimden aldığım mesajla öğrendim enivici vokke adlı şarkının sahibinin öldüğünü. hayatımda -bi çok kişi gibi- aldığım ilk albüm onundu. inci teyzenin amerikadan gönderdiği volkmen ve yanında gelen kaset. aman allahım! benim için yepyeni bi dönem: michael ve madonna ile tanışma...

çok dinledik herkes gibi.. çok da sevdik tabii ki. belki zamanında "herkesten çok seviom olum ben onu" dicek kadar çok.

dün gece öldüğünü öğrendiğimde aklıma ilk gelen şey "iyi adammış, kandilde öldü" lafından sonra (müslüman olduğu dedikodularının üzerine), "ulan keşke 10 sene önce ölseymiş" düşüncesi oldu. şimdi "kurtuldu" die düşünmektense "efsane oldu" diyebilecektim rahatlıkla. benim için tabii ki efsane başka sebeplerden dolayı. ama bissürü taciz, deri beyazlatma gibi gereksiz hareketler, hastalıklar, medyaya karşı yapılan rezilliklerden sonra hakkaten 10 sene önce ölseymiş diorum. ha belki o zaman ağlıo olurdum.

ek: annemin uyanır uyanmaz aldığı bu haber sonucunda verdiği tepki: yazık etti kendine, bisürü rezillik... amaaan onun da kafası o kadar çalışıomuş napsın...ehueuheuh

ehi :)

sevgili edwardising ekibi bizim için 2 adet davetiye tasarladı. sevdiceğin kararı ile (diğer herşeye ben karar veriyorum merak etmeyin) nikah davetiyemizin bu olacağı bilgisini sizle paylaşmaktan gurur ve mutluluk duyarım :)

sıra düğün davetiyesinde hihi...

yine

bak işte yine sabah oldu. ben yine seni çok özledim :(

ceyda :)





shopping time

inanılmaz ama gerçek.

ben alışveriş yapmaya çıkma fikrine hasta olmama rağmen, cıktıktan 1 saat sora sıkılıp sinemaya fln giden bi tipim. şimdi sıkılmak şöyle dursun "o istediğim su bardaklarını nerde bulabilirim acaba?" gibi cümlelerin, beyninde dolaşıp durduğu bi kız olup çıkıverdim. 2 ağustosa az kaldı, oturacağımız evdeki kiracı ancak temmuz başında çıkıcak.

boscha git, beyaz eşya bak
samsunga git çamaşır makinası bak
siemense git fiyat al
yataş, idaş, tempur...
kaz tüyü yorgan için kafa patlat. aman efenim %90 gıdık tüyü olursa 998 tl, %70 olursa 400 tl.
nevresim takımının en yumusağını bul.
paşabahçeye git. en ince camlı bira bardağını bulmaya çalış.
halısız hayata merhaba demenin keyfi de var tabi. bıkmışsın bi yandan evdekilerden :)
heryerin gri olacağı fikriyle yanıp tutuş.
bi yandan sevgilinin seni "acele etme, herşey olucak hem de hiç eksiksiz. yeter ki biz mutlu olalım" diye teselli ettiğini gör.

yavaş yavaş başladı işte telaş..
bi an önce 3 ağustos 01:00 sularını fln yaşamak istioruz. bi an önce!!!
tabi 20 ağustosta çıkacağımız süpper bi balayı fikrimiz var. :)

tek istediğimiz huzurumuzu kaybetmeden, arada asmalıya gidip içmece yapabilip, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırarak bu işleri kotarmak.

ne yardan ne serden anlıcaanız...
evlenioruz be abi, boru mu?

foto foto foto









oyy

2 agustos 2009
14:45
beşiktaş evlendirme dairesi

dün aldık yukarda okudugunuz tarihi
ve oyle de heycanlıyız :)

cmt sözümüz var işte, o kesinleşti 25 kişi misafirimiz olcak :)


bi de size bi soru:

alim, saçın turuncu olsun gibi bişi dedi. ben de karar veremiorum. turuncu mu kumral mı düğün için? bronz fln olucaamı da hesaba katın. gözlerimin bal rengi oldugunu da :)

size bi haberim var...

belli ki ballandırarak anlatamıcam çünkü çok yorulduk biz bikaç gündür. ama bi kararımız var artık:

evleniyoruz!!

pazartesi günü nikah tarihi alıcaz ve cumartesi günü de bi aksilik olmazsa sözümüz var birbirimizle evleneceğimize dair. gelip isticekler beni :)

agustos başı gibi de minik bi düğün. kır düğünü, olmadı havuzbaşı bişiler.

sora ver elini tatil. en güzel kısmı da bu olsa gerek. o gün yaşıcaamız rahatlık şu an rüya gibi...


ama öyle çok mutluyum ki anlatamam..

iyi ki varmışsın be sevgilim.

iphone'umdan dokulenler











bathtub

"Bathtub" Short Film from M.A.Y.O. on Vimeo.

mayıs ayının ilk haftası

son 2,5 yıllık hayatımda, aklıma hiç gelmicek bi mutluluk yaşadım ama tatlı anları haricinde acı anları da o kadar yoğundu ki sanırım bunu da görmezden gelemedim, bi yorgunluk aldı beni, götürdü bizi..

detaylarına burda girmicem çünkü ilerde bu blogu okudugumda (ilk blogum olan packt like sardines in crushed thin box' ta yazılan herşey hala ext. hdd'imde. silmiş değilim. arada okurum) uzulmek istemiorum. gözlerim yaşarsın fln da istemiorum.

hayat işte diyip, hayata devam etmek gerekio. gelecek günlerin bize ne getireceği o kadar belli değilken, yorum yapmak olmaz...

***

geçen cmt gecesi süpper bi nil konserine gittik. nası eğlendiğimi anlatamam. yer yer ağladım yer yer pogo yaptım diyebilirim. 3. kez fln canlı dinledim hatunu, her seferinde biraz daha kendine has oldugunu farkediorum:




bunu yanı sıra, pazar gunu ceyda arkadasımızı evlendirdik. hayatımda ilk defa bi düğünde YMCA' de dansettim :)





şimdi önümüzde mfö konseri var gitmeyi planladığımız ve biletlerini iyi ki pazar gunu almışız dediğimiz 21 mayıs oi va voi konseri, temmuzda bi rockncoke, agustosta barcelona ve 15inde pearljam@berlin... vize için kastırıcam haftaya.zor olucak, biliyorum...

benim nasıl oldugumu soracak olursanız ben iyiyim. işe gidiorum, havalar güzel, etek giymeye başladım, haftaya portfolyo çekmeye başlıcaz belki. yazın tüm gereklerini yerine getiricem elimden geldiğince.

sevgiler,

cicoz.

öztürk- sır



guzel oyunculuk dedi ozturk.. şimdi sıra sizde :)

dr kutner anısına...

house mdyi beni bu şarkıyla tanıştırdığı için daha bi çok seviyorum... öyle güzel ki.

pete yorn-lose you

en az 2 kere dinlemek üzere buyrun burdan:

taze taze makyajlar :)

bu hafta neler yapmışım bi yükliim dedim sabah sabah işe gitmeden. işte i-phone kalitesizliğinde backstage fotografları.. bi fikir verir size de, evlenecek olanlarınıza hatta :)

1- cosmobride kaziran sayısı için four seasonsta yapptığımız çekim. sadece makyaj bana ait burda, fotolar evrene ait:





2- daha dün yaptık bu çekimi de üsküdarda, bi moda evi için. burda hem saç hem de makyaj bendenize ait efenim. fotolar da evrene ait yine:











3- bi kozmetik markası için 2 gunluk bi çekimimiz vardı. hem fotograf, hem video. pek bi renkli marka da, makyajlar da... fotograflar hakana ait. afiyetle işallah :)










salıcakla kalın :)

istemek.

bugüne kadar istediğim çoğu şeyin olmadığını görmek, bundan sonra da isteyeceklerimin olmayacağını bilmek anlamına gelir mi? huysuz gibi görünmek istemem ama o kadar çok sıkıldım ki...

26 yaşındayım.

birini gerçekten sevmek...

mangal gibi yürek ister.

sabahtan beri

dilimde bu şarkı. başka bi sebeple youtubeu açtım...

tesadüfe bakın ki "sevgili cicoz size bunları onerioruz" kısmındaydı:

eğlencelik azcık da :)

bgn ghettoda çekim yaptık bennu gerede ile. ghetto boşken de güzel bence.. hele ki tavanı harika! normalde sigara dumanından görünmüo da...



en sevdiğim şey makyaj yapmak..bileniniz var mıydı?



çalışmayı çok sevdim ben bu kızla... sıfıra yakın fondoten, siyah glossy makyaj :) hangi dergi olduunu soleyemem yasak hemşerim :) siz de çok renk kullanmayın bence, maymun olmayın :)



hiç bi börek halamın yaptığına benzemio şu hayatta.. 1 saate sizdeyim dedim, halam elde börek açıp fırına vermiş.. geldim, oturdum, fırından çıktı :) aman tanrım! bigün yerken ruhumu teslim edicem!!


bi arabaya 4 ayı nasıl sığar? işte böle :)



anne ve baba bulduğum videoyu izlerken... ne bulduumu biliorum da çok da önemli değil. sanırım çok ilgilerini çekmiş ehuehe (ama anne spordan gelmiş dikkat!)







bloguma 13000. ziyaretimi de aldım. ozellikle secip koymadım tabi rasgeldim de captureladım ekranı.. hoşuma da gitti.. saolsun kim ziyaret ettiyse, umarım geyiklerimden sıkılmamıştır ve uğur getirir bana 13 olmasına ragmen :)

n'olur n'olur n'olur

tek kelimeyle muhteşem bi şarkı olmuş bu. sabahtan beri loopta dinliorum ve "bayıldım" tek kelimeyle... sabahtan beri ona buna tavsiye ede ede helak oldum. üstelik sms ile yapıorum bunu çok gereksiz bi şekilde. artık nası coşmuşsam :))

ben bu kızı (yasemin mori) macteyken tanımışım megersem de haberim yokmuş. daha sora zap yaparken beyaz showda kenar süsü olarak duran hatun olarak gördük malesef. tabi bunda programın diğer konuklarının etkisi büyük. sonuçta sagopa o programa, yapılan ankette 2. en çok istenen konuk olduğu için çağırılmış. yani takip edeni çok. kendi alanında başarılı kimilerine göre de. lakin izlerken hayko cepkin, sagopa ve koleranın (ki üçü de "bence" bayağı bi görüntü çiziolardı) yanında gayet tarz sahibi, şık ve kaliteli görünümüyle dikkatimi çekti. şarkılarını hemen ertesi gün fln edindim. çok çok sevdim..

burdan kendisine teşekkür etmek isterim. yeni nesil türk müzisyenlerinden umudumu kesmişken, bu albümle tanıştım. hele ki bu şarkı... mis!!! :)

yarın da konseri varmış babylonda. bu gazla giderim de ben eheh...

can sıkıntısı maddelemesi

  • çalışan bi anneye sahip olmak. annenin gece 12de ancak mutfaktan cıkabilmesi. ve çıkıp "kapuska yaptım açsan ye sıcak sıcak" diyip size "eneeaam!!" dedirtmesi. en hastası olduğunuz yemektir ve saat gecenin 12sidir. biçare yersiniz.
  • facebookta " people you may know" kısmındaki insanların % 70inin manken, oyuncu, sytlist ve fotoğrafçı olması. "ne paylaşçam abi pınar tezcanla?? (isim örnek :p)" diyip asla ve asla ekleme talebi yollamıcak olmak.
  • sephoradayken " bu sefer bişi alıcam abi burdan" diyip hiç bi zaman alamamak. herşeyin gerçekten çok uyduruk olmasına şaşırmak.
  • babanın şeker hastası olmasından sebep eve sürekli yeşil ve ekşi elma alınması. kırmızı, şekerli, sulu bi elmanın tadını unutmak.
  • bikaç ay önce evlenmiş arkadaşın evine fütursuzca giden, zorla kendini kabul ettiren ve sabah kahvaltı fln hazırlayan (artık kimin gözüne girecekse) hatun olmak. çok acı verici olsa gerek istenmeyen yerde olmak!
  • facebookta 500 arkadaşı olan tiplerin o arkadaşları nası edindiğine şaşmak!
  • hala ve hala ilk günkü zevkle hardcore dinleyebilmek.
  • placebonun defalarca ülkemize davet edilmesi ve insanların (23 yaş ve üstü) defalarca (festivaller sebebiyle) izlemiş olmalarına rağmen gidip tekrar göreceklerine inanamamak.
  • inglota gidip kirpik bakmak, indirimim olmadığı için (portfolyomu istiolar ve deviantartı kabul etmiolar. çok saçma bi prosedürleri var) almanın manasız ve gereksiz olduğunu düşünüp, almak için makeup arkadaşlarının görevlendirilmesinin mantığına varıp, tezgahtar kızın az muhabbetten sora "biz MAC taklidi değiliz ki!" deyişine gülmek geçmek...
  • fazıl sayın mektubuna deniz baykalın verdiği cevap...
  • zuhal olcayı özlemek. neyse ki 19 nisan fazıl konserinde görecek olmak.
  • tüm scissor sisters şarkılarını -nedense- kaybetmek.
  • portfolyo için çekimler yapmak isteyip bi türlü yapamamak.
  • gece rüyada gördüğüm şeyleri aklımdan çıkaramamak. mesela dün gece (çok düzenli post girerim) rüyamda italyaya gittiğimi gördüm (hep yasemin arı yüzünden). gayet sephoraya gidip sevdiğim hangi markalar varsa (shu uemura, make up forever, estee lauder) hepsini bulup bigzel alışveriş yaptım aliyle. kirpik alma kısmına gelince sıkılmış ve bunalmış gözlerle baktı bana çünkü ben seçemiyorum (zerrin tekindor demişti bana shu uemuranın çok güzel kirpikleri var bi dene diye sanırım ordan kalmış aklımda). uyku halli bi obsesiflikle yatıyorum kalkıyorum, uyuyorum uyanıyorum hep kaldığım yerden rüyalara devam ediyorum. sinirlerim bozuldu a.k.
  • üni arkadaşlarımın beni ısrarla anadolu yakasına çağırmaları ve benim ısrarla gidemio olmam. zamansızlıktan ve haftanın 7 günü çalışıo olmaktan ötürü. benden ötürü işte.
  • çekimden gelmek. her seferinde bi daha türk mankenlerle çalışmıcam demek. ama yine de işleri kabul etmek.

yerel seçimim

dün milletçe sandık başına gidip birilerininin kıçını tekmeleme umudu ile oylarımızı kullandık. biz mecburi chpliler, (deniz baykala rağmen) oylarımızı altı ok'un altına atarken, ampulun altına "evet" damgasını basmayınca g.tüne florasan gireceğini düşününler mecburen ampulu evetledi. neyse o ya da bu şekilde bi yerel seçimi daha ( "yerel" demeyince yerel değilmiş gibi gelio. ekranda paso parti başkanlarını gördük uzuunca bi süre, normal bu his di mi?) geçti gitti.

aynı kutucuğa "evet" dediğim bi çok insanla aynı duyguları paylaşıyorum. bu sebeple ülkemi ya da şehrimi değil de ilçemi ilgilendiren bi ayrıntı vericem. herkesin "eyüpte oturuorum" dediğimde yüzünün aldığı ifadeye karşılık cevaplarım vardı ama en büyük cevabı eyüp halkı vermiş sanırım:


işte o "yobaz" dediğiniz ya da "sen o piercinginle nası dolaşıosun oralarda?" deyip "ıyy" diye tepkiler verdiğiniz eyüp' ün bu seçimde yaptığı. tayyibin de zamanında dediği gibi: yavaş yavaş geliyoruz.

malesef birden seçilemio chp burda belki ama % 4.9luk fark eyüp için hiç de fena değil. hm?

telefonumdan dökülenler

-geçen hafta ve bugün tam 3 adet zuhal olcay konseri atlattık. yorukduk ama değdi. buyrun:

öncesi:

sonrası:


- bir adet de beyaz show çıkartmamız vardı. müslüm gürses ve zuhal hanım süperdi. ali ve kuzeni de benle birlikte geldiler. tabii ben kuliste onlar seyirci kısmında. baya bi gulup eğlendik. zuhal kolbastı oynadı..o derece!! cuma gecesi bi planınız varsa iptal edince bence ve bu programı izleyin. ama ben beyoğlunda olucam eheh:


- kaç gündür canını asla akıllanmıcanı bildiği saçma sapan kişilere ve şeylere sıkan nilaya gittim bugün. öğleden sonra izin alıcaanı duyarduymaz, "geliom hemen" dedim. o da sabahtan öğlene kadar msnde "az kaldı, 1 saate çıkıcam" vs. diyip gitmemi istediğini belirtti. bigzel dertlerini dinleyip biralarımızı tokuşturduk. giderken de papates kızartması aldım. oh, mis:


- 17 mart gecesi irish pubda st patricks dayi kutladık. son zamanlarda hiç bu kadar eğlenmemiştim ama tabi bi ağlar bi güler halim (yeşim ii bilir) cidden acınasıydı. lakin gece çok güzel bitti. 2,5 senedir görmediğim arkadaşım ahmet geldi ingiltereden. tam onun sevincini yaşarken, sevdiceğim 12de süpriz yaptı kollarıma atlayarak. benden mutlusu var mıydı bilmiorum:



- kuliste kendimi fotoğrafladım:


fotoğraf kalmadı sayın okuyucu. perşembe bedük' e klip çekicez. sanırım bissürü insan aranıyo klipte klüp ortamı yaratmak için. hoşlanan varsa aranızda bana bi mail atsın. hem bedükle de tanışmış olursun, hem konuşursun şurdan burdan...gibi.

harder, better, faster, stronger!!!!


son zamanlarda gördüğüm en komik şey!!
saol bobiciim :)

yeniledik

yavaş yavaş:

my deviantart

heyos


yarın james joyce irish pub' da "happy st. patrick's day!!" diyip, yemyeşil biralarımızı yudumlayabilcez... sonunda :)

güneşi gördüm... made in kars

cuma gecesi aliyle eski türkücü, yeni film yönetmeni mahsun kırmızıgül' ün yeni filmini izlemeye gittik.

bikaç zaman önce fragmanını görmüştüm sinemada. hatta kulağımda mp3 playerım vardı (bundan bahsetmiştim sanırım), bohemian rhapsody dinliodum ve filmle bu kadar uyumlu olması beni şaşırtmış ve ağlatmıştı.

filmi beğenmedik. beyaz melek' in daha iyi olmasının sebebi oyuncuları mıydı, senaryosu muydu bilmem. lakin beni şaşırtan şey magazin programlarında sürekli galasını göstermeleri ve kaç yıllık tiyatrocu diye saygı duyduğum insanlar filmi yere göğe sığdıramamaları... çok begendiklerinden değil bence ama neden? mahsunun desteğe mi ihtiyacı var? aynı insanlar recep ivedik' i neden eleştirmişlerdi? çok yüzeysel, çok kaba, hiç gülünç olmadığından fln değil mi? e tamam... bu da çok zorlama olmuş malesef. beyaz melek de zorlamaydı ama başka bi havası vardı sanki. "şimdi burda ağlıycaklar, burda hıçkırcaklar, burda düşünüp tartıcaklar.." diye düşünüp yapıldığı besbelli.

öncelikle doğu kökenli olmayan biri bu filmi çekmezdi. çekse de böyle çekemezdi. filmi (ahmet hakanın bugünkü yazısında da belirttiği gibi) pkklı da begenir, ben de beğenirim, başbakan da beğenir, entellektüel de beğenir. yani bi film içinde bissürü şey olup, ne etliye ne sütlüye dokunmayan bi film olmuş. bissürü ülkede çekilmiş, bikaç milyon tl harcanmış, müziklerini prag orkestrası yapmış fln fln... iyi ki de öyle olmuş, çünkü şeytan ayrıntıda gizli ve derinden derinden müzikler, görüntüler insanı mest ediyo. ama tabi işleniş ve senaryo çok daha çarpıcı, kuvvetli ve şaşırtıcı olabilirdi.

doğuda, dağda bi köy 30 nüfuslu belki daha az.. karısı erkek evlat vermedi die ustune kuma getirmeyi dusunen bi adam. bi oğlu asker, b, oüle pkklı bi adam. devlet zoruyla topraklarından edilip, büyük şehire göç. hatta norveçe. norveçe kaçak girip yakalanan 4 kişi ve norveçin onların hikayesini dinleyip onlara vatandaşlık vermesi. tü-kaka türkiye, yaşasın norveç! yani başından tahmin edebileceğimiz bişi değil tabii ki norveç olayı çünkü kopya verilmiyo. lakin diğer gelişen tüm olayları ilk 15 dk içinde çözüp bitiriosunuz filmi, geri kalanında da tahmin ettiklerinizin bir bir gerçekleşmesini izliyosunuz.

ama tabi yiğidi öldür hakkını yeme. bazı sahneler ve oyunculuklar muhteşem. öncelikle demet evgar. pörtlek mavi gözlerini devire devire bi rol yapıyo off!! muhteşem! diğer tüm oyuncular gayet başarılı tabii çünkü çok akıllıca seçilmiş bi cast var ortada. ufacık bi rol için erol günaydın bile var!

film genel olarak "ne hayatlar var"ı gösterio bize. "yeter!" in ne demek olduğunu, hiç bi açgözlülüğün cezasız kalmayacağını bile izliyoruz. tabi doğu sorununu yıllarca bildiğimizden ve bu konu için çok gözyaşı akıttığımızdan, bi de bunu perdede görmek acıttı canımızı.

ana teması "dursun bu savaş" olan film kopuk kopuk bisürü mesaj verio. umarım işe yarar az da olsa dicem ama terör türkiye için çok çok büyük bi rant kaynağı. yani sanmam mesajın yerini bulacağını.

a ben stiller movie

bi çok filmi yönetmenine ve ödüllerine göre sınıflasam da, bazı filmler vardır bir iki sahnesi için ya da oyuncuları için izlenmeye değer olan. işte tropic thunder tam böyle bi film olmuş. her ne kadar ben stiller' a karşı bi hayranlığım olmasa da, gokhanın gecen hafta getirdiği filmler içinde vardı tropic thunder. baktım imdb notu 7.3, fakat oyle bi cast var ki: robet downey jr. (ki kendisine ally mcbeal' dan beri hastayız), jack black (be kind rewind 10 numara filmdir), tom cruise, nick nolte, matthew mc conaugney...

ve film robert downey' in ve tom cruise' un sahneleri, konuşmaları için mutlaka izlenmeli... hele ki kapanış dansı için şiddetle tavsiye izlenmeli. bravo!!!

st patrick's day

Cicoz:
kızım rezervasyon yapmıolar!
Emily..:
:}}}}}
Cicoz:
hele ki st patricks için asla yapamayız diolar
Emily..:
kaçta gitmemiz gerekirmiş pekim?
Cicoz:
irlandalı piçler sabah 12de gelip içmeye başlıomarmış
Emily..:
sıçtık yani:}}}}
Cicoz:
eger akşam 6 gibi gelirseniz guzel bi yer ayarlamaya çalışırım dedi cocuk
Cicoz:
cok kalabalık oluomuş o gun
Cicoz:
zaten nşada da rez.li calışmıolar
Cicoz:
ahahahha
Cicoz:
napcaz
Cicoz:
6da gitmemiz lazımmış
Cicoz:
9da gelcez dedim. zaten 9 gibi gelirseniz içeri girmeniz mumkun değil dedi
Cicoz:
cok kalabalık oluomuş
Emily..:
o zamn 5:30-6 gibin orada olucaz
Cicoz:
eğer gitmek istiosak evet...
Emily..:
doğumgünü var desek rezervazyon yaparlar mı?
Cicoz:
ahahah salak
Cicoz:
o gune yaparlar mı sence
Cicoz:
ahahahahah
Emily..:
niye canım o gün doğamaz mıyım
Cicoz:
doğarsın da orda kutlayamazsın
Cicoz:
irlandalı olsan bile
Emily..:
ben fahri irlandalı olsam
Emily..:
hem beni orda severler
Cicoz:
seni sevmeyen ölsün

edit: 10 dk sora emily' nin telefonu ile gelen bi habere göre bi arkadaşımız o minicik elleriyle halletmiş rezervasyon problemimizi :) maşallahı var.

kendimi o kadar yorgun hissediyorum ki. sanırım çalışmamak bana yaramıyo. bugün çekim yoktu mesela ve boş, verimsiz bigündü. tek yaptığım muhasebecime gidip bişiler danışmak oldu. st patrick's day için (gaza geldiimden) istekliyim sadece şu an. james joyce' da içmece yapıcaz. ama mesela booka shade planım çoktaaan suya düştü. otto santrali (booka shade' e rağmen) sevmiyorum galiba ciddi ciddi. zaten öylesine isteksizim ki...

keşke 22 yaşındaki isteğim olsa hayata karşı. yaşlanmış olmayı düşünmüyorum tabii ki ama çok da sıkıldım gece çıkmalarından fln. 40 yıllık evli çiftler gibi evde oturup, film izleyip, 12 gibi yatasım gelio. sabah da erkenden kalkıp çalışmak. bu konuda destekçim yanımda tabi. lakin 35 yaşındaki kuzenim gecenin 2sinde "nerdesin? taximde misin?" diye msg atınca diyorum "benim bu gece evde ne işim var?" diye. ama çıkınca da hemen sıkılıveriyorum. sigara dumanı, leş tipler fln öldürdü benim isteğimi. e tabi sürekli yorgunluk hali... çıkmayadabilirim gibi geliyo işte.

yok artık!

link

oyuncağımdan ilk fotografım.


banukenim..
daft punk piramidi
konseri izlemeyenlere "ah cok yazıkkk" dercesine :))

ayşe arman ve alya

dün akşam kızlarla oturup konuşurken farkettim ki ayşe arman hakkında hiç de hoş olmayan duygulara bir tek ben sahip değilmişim.

daha önce de bahsetmiştim yıllardır evde ve salonda sadece ve sadece hürriyet okunur. ayşe armanı hangi yazısıyla farkettim bilmiorum ama, bayadır okuyomuşum. gazetenin eve getirilmediği günlerde mutlaka şöyle bi netten bakarım hem gazeteye hem ayşeye ( o gün varsa tabi) . sevgilisinden ve kızından bahsetmediği yazılarını daha çok begendiğimi farkettim. çünkü çok dejenere bi tavır sergiliyo kızı hakkında özellikle, zamanında kendisi ve evli erkeklerle yaşadığı ilişkileri aynı dejenere tavrıla sergilediği gibi.

gecen haftalarda alyanın "boyfriend"i formunda bi çocukla spagetti yemeye gitmesini "date" miş gibi anlatmasıyla daha da uyuz oldum. üstelik bu olay sadece ayşe arman değil, x manin ailesinin de rızasıyla yapılmış bi "date"ti. ayşe arman gayet olabilir bişey gibi bu olayı yazmış. efenim x man kapıya gelio, alya ona dogumgunu hediyesi zurafasını verio, opuo ve elele kapıdan çıkıp gidiolar fln fln...

bu ne saçmalık?! nerede yaşıyoruz? siz dubai' de olabilir, fakat bu olay "sex and the city"nin o yapay gerçekliğinde yaşanmıyo ve yazı türkiye' de yayınlanıo bilmem farkında mı ayşe hanım...

5 yaşında oldugunu tahmin ettiğim alya da annesine aynen "anne boyfriendimle dateim var" gibi cümleler kurabilio. ha bi de annesine tabii ki "anne" değil "ayşe" die seslenio o-yeee!!!

(gerisi için link. ama bu saçmalığa katlanabileceğinizi sanmıyorum. ya da eleyin yazılar sosyal yazılarını fln okuyun. işte o zaman türkiyenin en büyük 3 gazetesinden birine yakıştırabilirsiniz ayseyi)

cennet / cehennem

link

cennet de cehennem de bu dünyada derdi dedem..

daha doğru bi yorum olamaz!!!

son zamanlarda cok sık mirkelam dinler oldum. keşke hayal kahvesi konserine de gitseymişim. onun bi şarkısı vardı albumune de adını veren

mutlu olmak istiyorum


diye...

hah! ben de tam bunu diodum...

muhteşem değil mi?

diğerleri için: link

kardeşin var mi?

bugün çekimde kuaförün asistanı olan, parlak bi zekaya sahip olmadığını düşündüğüm ve maximum 17 yaşında olan çocuk bana:

"tek çocuksun kesin sen. o kadar belli ki! işini yaptın, ya ipodundan şarkı dinleyip dergi okuyosun, ya gazete okuyosun ya ipodunda oyun oynuyosun ya da malzemelerini temizliosun.. bu kadar insan burda muhabbet ediyo, umrunda değil..."

bu "tek çocuk" meselesi ezelden beri birilerinin dilinde:

-tek çocuksun sen, kesin şımarıksındır. (hiç değilim. haddimi hiç aşmadım, hiçbişeyde)
-tek çocuksun ya ondan içine kapanıksındır. (ayh ben mi kapanığım. bi de açık olsam??)
-tek çocuksun, paylaşmayı zor öğrenmişsindir. ( yok daha neler??! paylaşmadığım bi kıyafetlerim.)

yok abi böle bişi.. hayatımda gördüğüm en uysali uyumlu, paylaşımcı, karşısındakini dinleyen tipimdir. zaten tek çocuk olmak bana o kadar olumlu şey kattı ki:

-sinemaya tek başıma gitmekten inanılmaz keyif alırım.
-beni evde bırakın 3 ay tek kelime konuşmadan yaşayabilirim. adımımı atmam dışarı.
-karanlıktan ve yalnızlıktan asla korkmam.
-evde yalnız kalma düşüncesi beni inanılmaz mutlu eder. bu nedendendir ki akşamları annemlerle çok çok az vakit geçiririm.
-küçüklüğümden beri hiç kardeş istemedim.
-oyuncaklarımı hep birilerine hediye ederdim. (biri bişeyimi begense, hemen veririm hiç çekinmem. "bu da benden bi hatıra olsun sana" derim)
-sevgilimin bana tuvalete giderken eşlik etmesini istemem, beni evden gelsin alsın diye beklemem. (bunları isteyenlerden ve tuvalete yalnız gidemeyenlerden tiksinirim)
-tek başıma yemek yemekten fln inanılmaz hoşlanırım. birileri olsa da beraber yesek demem ama olursa da hayır demem. :)

inanın tek çocuk olmak sizi ne şımarık, ne içine kapanık, ne duyarsız, ne paylaşmayı bilmeyen bi birey yapar. aksine hayata karşı daha güçlü, tek başına erken yaşlarda sorumluluk sahibi olabilmiş, yalnız kaldıgında neyi nasıl yapması gerektiğini bilen bi birey olusunuz ki bu da harika!!!

2 şeye dikkatinizi çekmek isterim

ilki, sabah gazetesinin yeni televizyon reklamı. az önce ntvde izledim. sanırım her reklam kuşağında veriolar. son zamanlarda izlediğim en güzel gazete reklamı. çalık holding' e çok çok fazla, süper reklam.

ikincisi, üniversite yıllarında kantindeki jukeboxa zorla eklettirdiğimiz, geçen yıl bilgisayarıma format attırmamla (hacklemeyi seven insanlarla muhatap oldum) kaybettiğim, netten bulamayıp aramayı unuttuğum, gecen hafta içinde alinin bilgisayarında bulduğum, çok uzun zaman önce çok uzun süre loopta dinlediğim, resmen aşkımı ilan ettiğim şarkı: tsunami bomb- not forever. edinin, dinleyin diyebilirim belki evet ama bildiğin punk bu. sevmeyebilirsiniz. yine de:

cicozun tuhaf hikayesi

saatim tam olarak 04:31
az önce çekimden geldim
hong konglu bi hatun...
abisi var cem
kızın adı dilara
bayadır türkiyedeler
kız album cıkarıcak.
album kapağını ve bina giydirmelerini cektik
lansman çırağanda
türlü makyajlar
harika bembeyaz bi surat...

2 aya kadar hong kongda bi klip çekimim var
ehe :)

ananem de bizim pandoramız...*

sabah tam işe gitmek için giyinirken ananemin komşusu zerrin abla telefon etti ve ananemin tuvaletten düşüp kafasını küvetin kenarına çarptığını, kanaması oldugunu söyledi. annemle apartopar cıktık evden, araba garajda oldugundan taksi tutup doğruca ananeme gittik. teyzem ve ananemin bakıcısı nerdeyse komaya girmişler, ananem kanlar içinde koltukta yatıo, gözleri açık ama bilinci tamamen kapalı. bi yandan deli gibi ağlıorum bi yandan üstüme gelen "sakinleş" diyen komşularla cebelleşiyorum fln. ben sakinim dediğiniz insanlar anlamıolar bazen sizi. sanıolar ki o an sizin bişiden haberiniz yok. "ben sarhoş değilim" diyen sarhoş muamelesi yapıolar size. ayrı uyuz eden bişi tabi ama elden bişi gelmio...

ananem tam tamına 30 doğumlu, yani 78 yaşında. 3 sene once ilk, 1 sene once ikinci beyin kanamasını geçirdi. ilk kanamadan sonra tabii ki 6 ay fln kalkamadı yerinden. özel hastaneye götürdük ilk anda daha ii tedavi ediliriz umuduyla ancak hiç de öyle olmadı. özel okulların öğrencilerini nasıl dolar gibi gördüklerini düşünürken, hastanelerinde hastalarına aynı özeni gösterdiklerini gördüm! ananem için "acilen beyin ameliyatına almamız lazım yoksa 2 gün sonra kaybedersiniz!!" diyerek annemi, teyzemi kandırmaya çalıştılar. lakin o zamanlar dedem vardı (her ne kadar kendisi karaciğer kanseri ile boğusup, yeşil reçeteyle ancak alabileceğiniz uyusturucularla ayakta kalıo olsa da) ve "annenizi çabuk eve getirin, ameliyat ettirseniz hakkımı helal etmem" dedi. iyi ki de demiş...

tabii ki apartopar toparladık ve devlet hastanesine götürdük. gözünü hastane çıkarı bürümemiş doktorların ellerine emanet ettik. iyi ki de etmişiz. cunku ananem ilk 6 aydan sonra hergün salona geldi 2 gibi, eve dondu 5 gibi. pazara gitti, markete gitti, gezmeye gitti. kendine yüzükler, kolyeler aldı, evi temizledi fln fln... bastonuyla oldugu surece dier kolunda da guvenlik amacıyla biri oldugu surece hep yuruyebildi. ta ki gecen yıl bu zamana kadar...

geçen sene yine devlet hastanesine kaldırdık. fakat ben harıl harıl çalıştığım için (mac) ancak 10 dk fln gordum ananemi hastanede. sora da hemen eve geçti zaten.

bu sene cok daha berbat bi şekilde vuku buldu hastane olayımız. bembeyaz saclarından kan damlar halde götürdük ambulansla hastaneye. ardından ablasıylşa konustu, tekrar kendine geldi derken yine terz yüz oldu krize girdi. az önce geldik annemle yanından, nöbet sırası teyzemde ve bakıcısında...

aslında değinmek istediğim konu devlet hastaneleri. ya da devlet kurumları mı demeliyim? bugün eniştemle sağlık karnesinin süresini uzatmak için sskya gittik acilen. ben deli danalar gibi bi oraya bi buraya koştururken adamdan sırf "bu işlemi nerde yapabilirim acaba?" diye sordugum için paparayı bi guzel yedim.

bu gerizekalı devlet çalışanları, işlerinden kovulmayacaklarını bildiklerinden, oldukları yere muhtemelen hemşericilikten geldiklerinden, müşteri memnuniyeti eğitimi, almadıklarından ve zaten eğitelemeyeceklerinden dolayı karşısındaki insan mı değil mi die dusunmeden lambur lumbur konuşup deli ediolar insanı. allahın spastikleri!!! sonra -şükürler olsun ki- geniş çevrem sayesinde (ya olmayanlar naapsın?) bi tanıdık görüp, içeri girip işimi 5 dkda hallettim (normalde sıraya girme olayına çok onem veririm fakat annem arayıp "çok acil gerekio hastanede hastamız şuan dersen hemen veriolarmış, doktor referans verdi" dedi).

sonra hastanedeki güvenlik görevlileri, hasta bakıcılar, "mesaiye yeni başlamış" hemşireler... hepsi ama hepsi tam oküz! sonra durdum dusundum "benler neden boyle?" die. cevap o kadar basit ki aslında... adam belki 1000 kişide 1 görüyo benim ve ailem gibi nazik soru sormayı akıl edenleri.
herkes öyle kaba ki! dogru durust giyinemeyen, leş gibi ter kokan, sakallı, pis insanlara (hasta yakınlarından bahsediyorum) neden nazik davransın ki?? adam zaten daha doğru dürüst türkçe konuşamıo... sakın bana "onlarında durumu o kadar" fln demeyin. elinde 1000 tl' lik cep telefonu tutan adamın telefon almadan önce giyinmeyi bilmesi gerekir.
oraya gelen kadınların neredeyse %98i fln türbanlı. başörtülü demiyorum, türbanlı. ellerinde tesbihler, hastaları orda ilgi beklerken onlar mescide gidip namaz kılmanın derdinde.. lanet olsun!! sen sanıo musun ki annen ya da teyzen ya da baban orda seni beklerken kıldıgın namazdan hayır gelir? sorsan dini bütün, asla laf soyletmez!! yok artık!

bu işin suçlusu acaba biz miyiz özel hastanelere gitmediğimiz için?
ya da özel hastane yetkilieri mi hasta yerine, paraya önem verdikleri için?
ya da devlet hastanesi mi, hastalara böyle davrandığı için?
ya da devlet mi, bunlardan kendini sorumlu hissetmediği için?

anlamadım gitti... biyerlerde bi açık var ama ben yakalayamadım bugün bizim pandora ile ilgilendiğimden...

iyi ama şimdi, umarım herşey yrn daha iyi olur.

olman gerektiği yerde, yanımızda ol tamam mı??


* link

au revoir!

sabah gelen edit: an itibari ile pirenses taburcu olmuştur, yürüyerek hem de... annemin de dediği gbi 9 canlı pakize kendileri :)

keremcem-ferrari


keremcem sana ferrari gerekti
by ilyashayri

hem şarkı güzel
hem cok eglendim
hem çok güzel olmuş

ellerimize sağlık :)

bollywood beats hollywood


for OST: link

allahım negzel...

oh my shade!!

BOOKA SHADE CONFIRMED AND TO BE CONFIRMED SHOWS 2009

March
07.03.09 - Otto, Istanbul (TR)

oh my!!
oh my!!!

changeling

yavas yavas oscar havasına girmemle deli gibi sinemaya gidip, fellik fellik film arayıp, bulup, izleyip listemi kısaltmaya çalışıyorum. son 8 yıldır -tek bi yıl hariç- oscar ödül törenini canlı izledim. artık sabahlara kadar oturacak kadar genç değilim malesef ama ertesi gün işim olmazsa mutlaka izleyeceğim bu yıl da...

***

ailecek tatil oldugumuz tek gün olan bugün, annem beni "bgn hangi filme gidioruz?" sorusuyla uyandırdı :)

parka gidip, sabah sporunu yapıp, eve gelip, duş alıp çıkıçıkıverdik istinyeparka dogru. "güzin hanımla zor karar" evresini de atlattıktan sonra, angeline jolie' nin oscarda en iyi kadın oyuncu oscarını eline eline alacağını tahmin ettiğimiz (izledikten sora tabi) filme girdik: changeling.

clint eastwood yönetiminde, tam bir baş yapıt diyebilir miyim bilmiyorum ama ilk zamanlarda yaptığı filmlerden kat be kat iyi. hatta izlediğim en iyi filmi diyebilirim rahatlıkla. 1928-35 yılları arasında geçio, amerikada. drama-gerilim türünde. bi annenin kayıp oğlunu arama çabaları ve sonrası işleniyo. üstelik "based on a true story" :)
angeline kesinlikle en iyi kadın oyuncu ödülüne layık. gia dan sonra en başarılı performansı sergilemiş. fakat, öylesine anoreksik bi hali vardı ki, inanılmaz çirkinleşmiş, makyajı, hatta kocaman kırmızı dudakları bile kurtaramamış. biraz daha zayıflarsa sadece dudak olarak devam edecek hayatına. bence kariyerinin en kötü günlerinin sebebi zayıflığı bile olabilir. (bunun için annem filmin orta yerinde, "boynu o kadar ince ki, kafası üstünde çok fuzuli" dedi, yardı geçti.)


eğer sinemayı ciddiye alanınız varsa, mutlaka gidip görsün. "zaman filmi nasıl çekilir, nelere dikkat edilir"i izlemek için bile gidilir. kıyafetler, makyajlar, saçlar onnn numara beş yıldız...

tatiiil

- dün gece keremcem klip çekiminden saat 2de "anca" geldikten sonra bugünü kendime izin ilan etmemem mümkün değildi.
- 3 tane film var elimde, 2sini bigzel oldururum.
- akşam 6da MACte bi randevum var. güzel bi proje için... detayları hakkında sonra bilgi verirdim ama link
- if biletleri satışa çıkmış dün. film bakıp link, bişiler seçip, bu yıl mutlaka çokça filme gitmeliyim. 2008de macteydim, 2007de annemin kalfası hamilelik iznindeydi ben salondaydım, 2006da çalışıodum, 2005te ve onceki yıllarda sınav tarihlerime denk geliodu. en son 3 yıl onceki istanbul film festivalinde (çalışmadığım döneme denk gelebildiği için) hatrı sayılır sayıda (37) film izlemiştim. harikaydı... en güzeli de sabah evden erkenden çıkıp mis gibi istiklal caddesi havasını koklayıp, simit-limonata yapıp, festival kalabalığının içine dalıp, tanıdıklarla karşılaşıp kritik yapmak oluo. bu yıl da öyle olacak umarım :)
- vh1da grunge top ten var. kulaklarımın pası silindi. dün 12 saat boyunca yüksek sesle "ferrari" dinledim.. psikolojim bozuldu. gerçi süper bi funky şarkı olmuş. model kızlar, ben, tude, kerem yerimizde duramadık :)
- babam kestane almış bana, az sonra kestane kebaplı film keyfi başlıo..
- kestaneleri maket bıçağı ile çizip suda bekletiosunuz. teflon tavaya koyup kısık ateşte pişriosunuz evire çevire. mis oluo misss
- müthiş çalışan bişi, yeni eğlence kaynağımız : link
- geçen hafta last king of scotland' ı izledik annemle. muhteşem bi film. idi aminin hayatı, biliosunuzdur... süper işlenmiş. mutlaka edinin ve izleyin.
- vicky christina barcelona da harikaymış, aynı gün onu da izledim. diyaloglardan klasik bi woody allen filmi olduğu çok belli. barca görüntüleri, katalan göndermeleri müthiş. bence zelig' den sonra en sıkı woody filmi olmaya aday. scoop ve match pointten sora yapabileceği en iyi işi yapmış. bravo!
- javier bardem' in burnu beni öldürecek. ne zaman görsem no country for old men sahneleri gelio aklıma.

3 saat sora gelen ek:
- seven pounds die bi film yapmışlar. az önce bitirdim. ama o beni ilk 10 dkda alt etti. neredeyse her 10. dakikasında hıçkırarak ağlattı. 2 film diodum ama mecalim kalmadı sanırım. başım ağrıo ağlamaktan :/

9 saat sora gelen ek:
- insanların benim yazdıklarımdan esinlenip(!?!?!?) ekşiye fln yazmalarına bayılıorum. o karma benim derdim de...

one minute! one minuteee!!!!

kasımpaşalı' nın havası bi başka oluyomuş. bu hafta bi kez daha, bambaşka atmosferlerden bunu gördük... muhteşem ingilizcesi, kızaran suratı, çıkan şekeri, ağlayan karısı, rezil ettiği ülkesi ile. 21. yüzyılda hala din savaşlarının varlığını iliklerimize kadar ancak senin ağzından çıkan bikaç cümle ile hissedebilirdik!

tam manasıyla zaten kabul edilmediğimiz bi oluşumdan bin adım daha uzaklaştık.

sağol sayın başbakan!
çok sağol!!!

wiizedeler

pazartesi gecesi nilaya doğumgünü süprizi yaptık... hafta boyunca facebook msglaşmaları havada uçtuysa da, yine atlanmış msgların kurbanı olarak (çslışıyorum kardeşim sabahtan akşama alla allaaa!!), evin anahtarının samuelde olduğunu detayını atlamışım. bu sebeple aslında apartman kapısında buluşularak eve baskın yapacağımıza, ali ve ben elimiz kolumuz sallaya sallaya zili çalıp içeri girdik. kapıda bizi gören cenkin yüzünden "allah belanızıersin e mi?" cümlesini rahatlıkla okuyabildik. yani diyorum ki:

tamam abicim benim hatam, fischerspooner gecesi kararlaştırılmış plan, hatta benim tarafımdan bulunmuş ev basma hikayesi, yine benim yüzümden gerçekleştirilemedi. böyle de mertim, böyle de hatamı kabul ederim aaaa :)

yine de nilay için çok büyük süpriz oldu okuyucu. tvnin karşısına geçmiş wiide bowling oynuyodu. bizden önce davranıp (evlendikleri gün ne ihtiyacınız var diye sorduğumda cenk "wii alın" demişti) wii alıvermişler kendilerine doğumgünü hediyesi olarak.. nilay bana "siz de oyun alırsınızi dert etme" dediyse de ben ona çoktaan almıştım hediyemi (blogundan okudum, begenmene sevindim bebek. o kırmızı ruju dudağında görmek isterim cenke rağmen). biz içeri girip cenkten azar yerken, taner ve samuel girdi içeri ellerinde mumları yanan pasta ile.

akabinde içkilerimizi yudumlayıp wii oynamaya giriştik. ama girişmez olaydık. "ben haftada 2 kere yüzüyorum" diye cenke hava attım, "yok abi kondisyonluyum, olmaz bana bişi, kolum fln sağlam benim" dedim, demez olaydım. bu yaştan sonra neyime benim wii.. zaten sakat olan sırtım ( "yüzmeye gitme sebebim olan sırtım" mı demeliyim?) iyice tutuldu... dişlerimi zor fırçalıyorum, o derece!

bi de tabii ki nilayla dövüştük ehuehe. sanırım boy farkı sebebi ile yendim nilayı :) ama cenk de benim sevdiceği yendi. sanırım o da kilo farkıyla :p. bi de tenis vardı tabi nilayın -raketi- elime elime verdiği...

anneme budapeşteden dönerken bana almasını istediğim 2 şeyden biriydi wii (dieri kirpik kıvırıcı). fakat ikisini de bulamadı... karar verdik, sevdicekle ev sahibi olduğumuzda öncelikli alacağımız şeylerden biri wii. tek çocuksanız benim gibi ve aileniz tv karşısına sadece film, haber, dizi, belgesel, magazin vs. izlemek için geçiosa, ı-ıh almanın bi manası yok. çünkü her gece en az 1-2 saat oynamalısınız. hem kondisyon hem eğlence için. bunun içinde arkadaşlarımı bekleyemem sanırım. o derece eğlenceli :)

pandora' nın kutusu

bugün için bi çok film içinden ancak eleyebildiğim 4 film vardı defterimde. fakat fragmanları, konusu ve tabii ki ömür gedik sayesinde rahatça karar verebildim bu filmi izlemek istediğime.

***
film, alzheimer hastası yaşlı bi kadının (nusret teyze) hikayesi gibi görünse de aslında tamamen insan ilişkilerine dayalı. nusret teyzenin koyunde kaybolmasıyla istanbulda birbirinden kopuk yaşayan 3 çocuğunun zar zor bir araya gelip, onu bulup, zorla istanbula getirme ve yaşatma çabalarını izliyoruz filmde. ama dedim ya izlediğimiz şey, 3 kardeşin hayatla olan mücadeleleri.

insan özünde çok bencil bi varlık, film de bunu vuruyo zaten yüzümüze. seni doğuran ve büyüten annen bile bi süre sana dayanılmaz gelmeye başlayabilio. çocuğunu eğitebiliosun bıkmadan ama annene katlanamıosun, ona hergün yaşamayı yeniden öğretmek ya da annenden duyduğun, yanlış yaptığını işaret eden her söz seni çileden çıkarabilio...

benim ananem çok hakikatli bi hayat yaşadı annem ve dedem sayesinde. "bu hale gelebileceğini nerden bilirdik?" dedikçe daha da unutmaya başladı bizi. bazen sabrımın/sabrımızın tükendiği noktalar olmuo değil. zaten özümde çok da sabırlı bi tip sayılmam. günde 3 kere "ablam (annemi kastederek) gelicek mi?" sorusu ne kadar da masum sorulmuş olsa da, cevabı aynı masumlukla geri dönemeyebilio ananeme. çünkü ben, ona tahammül edemeyip sesimi yükseltiyorum ister istemez. neden?? hayat gailesi, iş, güç vs. vs... ne kadar acı onun için. beni çok uzun zaman karşılıksız sevmiş biri o. bıkmadan, usanmadan bana bakmış, beni doyurmuş biri. beni şekillendirmiş... bense bi cevabı bazen ona çok görüyorum, bencilliğimin doruklarında olduğumu hissederek!

belki de kendi kendime ama herkes için bi iç hesaplaşma yaşadığım noktada etkilendim filmden.

gidiniz görünüz!

edit: anneme dün gece "mutlaka git bak, kendini görüceksin filmde" dedim. gitti. ağlayarak aradı: "bana böyle filmleri tavsiye etme, elim ayağım titriyo!!!"

cıvık müdürüm afedersin

yazacak çok önemli bişeylerim olmamasına rağmen içimden ne film izlemek, ne kitap okumak, ne dışarı çıkmak, ne de tv karşısıda zap yapmak gelmediği bi gecede; oturup bloga bişiler yazmak istedim sırf parmaklarım çalışsın diye. ama kafama kaç zamandır takılan bişi de yok değil:

insanların bloglarını, facebook statülerini fln sürekli birilerinin hayatlarını kurcalamak, birilerine çemkirmek, birilerine laf sokmak için kullandıklarını gördükçe, kendileri için bizimkiler dizisinin abbas karaketerinin diline pelesenk olmuş "cıvık müdürüm afedersin" kalıbınını kullanmaktan çekinmiyorum.

ne kadar sallarsan salla...

  • başlığıma, koskoca başbakanımın (?!?!?) avrupa semalarında yaptığı bir konuşmadan alıntıyla başlamak istedim.. kendileri rum milletvekilinin "istilacı türk askeri kıbrıstan ne zaman cıkıcak?" sorusuna (ki istediğini sorar, sen saygıyla cevap vermek durumundasın...sadece!!) verdiği cevabın bi kısmını bu sözle tamamlamış, "gerisini getirirdim ama siz anlamazsınız" gibi laflar geveleyip, kürsüden inmiş, melisin ağzı açık kalmıştır.
  • geçen hafta sayın(!) başbakanım yine bi konu için "bekara KARI boşamak kolay" dedi, kanal d bile utanıp "bekara boşanmak kolay" yazdı.
  • emine hanımCIK filistin için 10 first ladyi (arap ülkerinin başbakan karılarına ne denirse artık) topladı, "çocuklar da şeker yesin" diyip ağladı, yemekte somon füme ve pekin ördeği yedi.
  • obama konuşmasında "i have a dream" gibi vurucu bi cümle kullanmayarak tarafımı çok şaşırttı, halbuki konuşma 10 numaraydı!! aretha da öyle... beklenen "so help me god!" cümlesini bi çırpıda söyleyiverdi :)
  • salı akşamlarını evde geçirmeyi çok sevdiğimi anladım. sebebi hayırdır inşallah, hayırdır inşallahh! hastasınım melihaaa...
  • bugün ma-aile haftalık alışverişe gittik. metrodan bissürü güzel şey alıp bi de kendimize 37.5 tlye reebok spor ayakkabısı aldık. ehi
  • haftalardır ilk kez arabanın termometresinde 13 dereceyi gördüm. çok memnun oldum.
  • ha bi de metrodan 4er liraya elimde olmayan dünya klasiklerinden aldım. bayıla bayıla okıycam.
  • geçen hafta bloguma yapılan ziyzretler 10000'i aştı. 10000. ziyaretçimize bi hediyemiz vardı ama, sayfamızı itüden ziyaret eden şahsı bulamadık, yastayız.
  • annem, geçen hafta aşure yaptı. ve bu yıl en az 100 aşure tatmışımdır ki çoğunu ev hanımları yaptı. yine de günde 10 saat işte olan anneminki kadar kıvamlı, lezzetli, herşeyi yerli yerinde bi aşure daha yemedim. az önce halam yolladı bi kase. kaşığım elimde, daldıracağım anı bekliyorum. bi de onunki nası olmuş diye bakalım.
  • dün akşam aylinlerde yemekteyiz programını izledik. istanbul ayağına geri dönmüşler. dünkü yarışmacı bi yemekler yaptı, ağzımız açık kaldı. ben ki geçen hafta bi kadın yaptı die tüm hafta içli köfte yedim orda burda. dün içli köftenin son ayağında aksarayda aylinlere giderken 2 tlye aldım, gece kızlara "bana bişi olursa ambulansın numarası telimde kayıtlı" diyip uyudum.
  • ciddi manada kilo almaya başladım. bugün yüzmeye giderken mayomu giydiğimde bunu daha iyi anladım. delircem.

nasıl anlatsam nerden başlasam?

geçtiğimiz hafta iş bakımından çok yogun olmasa da, marjinal faydası oldukça yüksek bir hafta oldu. çarşamba günü aradılar ve ekranda hayranlıkla izlediğim bir kadına makyaj yapacağımı söylediler. of be dedim, işte sonunda ona MAC haricinde makyaj yapma fırsatım oluo. harika!!! :)

sevdicekle 1 değil 2 değil, tartışma konusu olan banu güven mi burcu esmersoy mu tartışmalarına, çarşamba günü "banu güven, kesinlikle banu güven!" diyerek noktayı koydum. otele geldiğinde "aaa tanıyorum ben seni" ve "ntv var mı burda, açar mısınız?" diyerek bizi bi nebze rahatlattı. çünkü biliyorduk ki kendisi ekranın en kuvvetli anchorwomanı ve pek de bi disiplinli. ayrıca gerçekten çok çok güzel bir kadın. smokey makyajın her zaman yakıştığını bilerek bordolu yeşilli smokey yaptım, mis oldu (bu konuda MAC blue-brown pigmenti tek geçerim. en bi favorim 224 numaralı fırça ile uygulandığında, altına MAC blacktrack ugulamayı ihmal etmeden ama). tabii ki saçlarını da ben yaptım ve sadce düz fön kullandığını bilerek şansımı pek zorlamadım :) ha bi de o akşam haberleri benim saçım ve makyajımla sunması beni çok onurlandırdı... bana noluyosa :)

perşembe, eski wbr tayfasıyla geçirdiğimiz akşamdan sonra ali beni eve bıraktı. bendeniz arabadan inmeden çantamı altını üstüne getirircesine anahtarımı araken, cüzdanımı -tabii ki- kucağıma düşürdüğümü farketmeden "lönk!" diye arabadan indim, koşar adımlarla apartmandan içeri daldım, arkama bile bakmadan. mamafih, cüzdanımı kaldırımın yola yakın kısmında düşürmüşüm! eve geldim, kolumun ağrısından kıvranıp uyumaya çalışırken ev telefonu çaldı. telin bana geldiini düşünerek kulak kabarttım. yanılmamışım, bi çocuk cüzdanımı bulmuş ısrarla melis ilkkılıçla görüşmek istiyo, annem ısrarla "annem" olduğunu söylemesine rağmen çocuk telefonda bilgi vermemiş! neyse, annem koşarak odama geldi, "cüzdanın nerde?" dedi. aradım tardım çantamı yok! içinde binlere önemli/önemsiz şey olan cüzdanım kim olduğunu bilmediğim bi çocuğun elinde. deliriodum. hemen bankayı aradım kartımı (sadce bonus kullanıyorum) iptal ettrdim fln. karakolu aradım. dedim böyle böyle... "kimliğinizi kaybettiğinizi mahalle muhtarına bildireceksiniz" dedi (artık karakola bildirilmiomuş) ve umursamazca teli kapadı. ona da bi uyuz oldum. zaten hayatımda ilk kez cüzdanımı kaybettim, poff... çocuk annemin ısrarcı tavrı karşında şok olarak teli çoktan kapatmıştı. anneme tam bagrınırken tekrar aradı ben açtım "aramanı bekliyodum!" diyerek... eheuhe. çocuk cmt gunu parkın oraya gelmemi soyledi. aklımda sadece ve sadece cüzdanın içinde olan fischerspooner biletleri vardı cünkü biletixi arayıp derdimi anlattığımda bana yardımcı olamayacaklarını söylediler (aklınızda bulunsun, biletler kayboldugunda fln tekrar basmıolar).

cumartesi geldiinde babamla gittik aldık cüzdanı ve inanamadık hala yeryüzünde böyle insanların olabileceğine. çocuk cüzdanı kağıda sarıp poşete koymuş. para kısmına bakmamış bile. çünkü darmadağın paralar tam benim stilimde, hala darmadağın duruo.

cmt gecesi oldu, geldi konser vakti. aliyle saat 9 bucukta buluşup nilaylara gitme kararı aldık. giyindim süslendim tam cıkacakken ali aradı ve "işim uzadı, teknik bi sorun var cıkamıorum" dedi. "ok" diyip evde beklemeye başladım. o arada kingidisco fln başladı, millet msnde "sen partiye gitmio musun?" gibi sorular yoneltmeye başladı. çünküm saat 12yi çoktan geçmişti. halbuse (annem bilir) ben ünideyken -ayda 100 kere dışarı çıktığım zamanlarda-, hep en erken 1de cıkardım evden, çünküm 1den önce bi bok yok dışarlarda müzik manasında u know :ppp. dedim ki "lan ne bahtsızım. sanırım bu da en az 9 kez vanilla sky dvdsi almama rağmen 1 kere bile teknik sorunlardan ötürü izleyememiş olmam gibi oldu. bi türlü aksilikler yakamı bırakmıo ve partiye gidemiorum!!!"

neyseki saat 1 gibi ordaydık. sevdicek bi gece once 4e kadar çalışmış, hasta ve yorgun olmasına rağmen beni gelip aldı ve gittik. gitmeden nilayları aradık "abi sorun çıktı. almıolar içeri kimseyi, bekliyoruz oyle..." dedi. "yuh a.k." dedim, "kesin gidemicem konsere". "lastik fln patlıcak, sütlüce yanıcak ve biz gidemicez".

ama gittik tabi. ve spooner, gitmemizle sahneye çıktı. 1 bucuk saat anca katlanıp dinledik. çünkü ses sistemi feciydi!!! haftaya olacak olan bitter: sweet konserine gitmeme kararımızı aldık anında...


enerjik görünüo olabiliriz. ama herkes çook yorgun. :(

böyle işte okuyucu. bu hafta böle biraz değişik geçti. fakat geçen 1 ayda olduğu gibi bu ve önümüzdeki haftalar da iş anlamında pek verimli olamıcak! fuck the crisis :(

old days :/

pınarın bana yılbaşı için yolladığı kart... hani yılbaşı postunda demiştim ya pullu kart var ve hastasıyım die.. işte bu o!! buldum sonunda... yıl 96, yaş 13!! ooof of!!



yıl muhtemelen 2003 fln. 3. sınıfta olmalıyım. kurşun kalem kullanıorum. aslıyla dersten kaçma planı yapıorum ama sanırım kendisi hocaya hasta, ya da derse :) fakat anlayamadığım özgenin olmadığı bi sınıftan, özgeyle nasıl çıkıyorum??? sanırım o arada geldi ve işaret etti hadi çıkalım die. ahahah. neyse ki hep kaçtım derslerden. ne oldu? hiçbişi!!! 4 yılda mis gibi de bitti okul. ehi

i can not

sleep

kedidir kedii

kaç zamandır şaşırıyodum kendime "lan ben kedi sevicek adam mıyım?" die... fakat baya bi zamandır gördüm ki, iğrenmeden böle elime alıp alıp okşayıp fln sevmeye başladım. tabi bu vino sayesinde oldu. çünkü ne zaman nilaylara gitsem vino (a.k.a duman) oramda buramda fln oynaşıyo. bebe kedi hihi...
gecen gece de asmalıdaydık arılarlan (a.k.a yasemin). orda da bi kedi vardı kocamana yakın. arının kucağından inmedi. bizim de ole. hatta fotolar var ama bloga konmaması konusunda ısrarcı oldular ok dedim biçare.
ha bi de pprda bi kedi var kocaman o da yastık adı. biz çekim yapaken dolaşıyo ole aralarda ama ben ona dokunmadım daha. korkuom, kocaman.
demin yesh de bi mail atmış, kadınlar yaşlandıkça kedi sever oluolar die. hiç de haksız değil aslında. kedi sahibi olmak bambaşka bişi tabi.. isticeemi sanmıorum. mustakil bi evim olursa, belki köpek :)
benim için her zaman bi dalga konusu olan kedi, şimdilerde pek bi kucağımda. sevdiğimi anlamasa gelmez heralde. deviantart geyiğini de unutmamak lazım. "kedi+mor+battaniye" değişik kombinasyonlarda bi fotoğrafta yer alabiliosa, onu çeken kişiden şüphe etmek lazım deyü... bunların hepsi depresyon belirtisiymiş fln fln...
şimdi sevdicek gelip alcak beni, bişiler daha yazar mıyım,foto ekler miyim bilmem fakat kaçtım günnük..
miyavvv

tamam savaş kötü, benim buna bi lafım yok!

an itibari ile haberleri izliyorum. rusya dogalgazın bi bolumunu kesmiş. bu demek oluo ki kaloriferinizi 50 dereceye ayarladığınızda ancak 30 derecelik bi sıcaklık elde edecek olmanız. zira gazı kesip yerine hava pompalıyolar (gecen seneki bilgime dayanıyorum).

ama ilk haber tabii ki filistin mevzusu. cemil çiçek gerekirse askerimizi yollarız diyo filistine.. nası yaaa? kim kimi yolluyo filistine? madem çok meraklısınız birilerini filistine, ölüme yollamaya bakın 2 çözüm önerim var:

  • buna "evet" oyu verecek olan milletvekilleri ile aynı soyadını taşıyan ve savaşabilme durumuna sahip erkek evlatlarını (hatta kız da olur) toplayıp yollayalım. madem çok meraklılar yollamaya. bizler mehmetçiklerimizi değil, onların evlatlarını yollayalım. amerikada çok okudular, bi işe yarasınlar. mısır ithal etmekle olmuo bu işler koçuuum!!!
  • ülkemizin 4 bir yanında protesto gösterileri var "bırakın filistini rahat" diye.. hemen bi masa kursak tam protestoların orta yerine. desek ki " gidip savaşmak isteyenler hemen imza atsın. sıkıştırılmış eğitim verip yollıycaz sizi".. çünkü pkkya da çok çok az eğitimle yolluyoruz ya bebe askerlerimizi, bakalım kaç kişi imza atıo?

işte benim önerilerim böyle. asla istemem savaş olsun, siviller hatta askerler ölsün. ama zaten kendi derdimiz bizi bile aşıyoken, hatta türkiye, müslüman ülkelerin hiçbirinin umrunda değilken, filistine yapılan yardımların neden hiç garanti, iş, yapıkredi gibi bankalar değil de asya finans, albaraka türk, kuveyt türk gibi bankalarda olduğunu azcık sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. belki ben çok komplo teorileri insanıyımdır ama öyle çok bulanıyo ki midem...

ha bi de rte' nin, israil başbakanı ile filistin saldırısından 5 gün önce görüştüğüne de asla unutamıycam...

dün gece 3 rüya gördüm

dün gece 3 rüya gördüm. hemen anlatıyorum:

1- şimdi arımla birlikteyim. MACteyiz. benden bişiler aldı ve dedi ki: "gidiyoruz di mi dalmaya?" evet dedim. aldığı bikaç bişeyi de merve için almış meğersem -ki bu 2. rüya konusu-. sonra birden hazırlandım, dalgıç kıyafetleri var üzerimde, içimde de simsiyah bi mayo. giyindik çıktık. çağrı da gelicekmiş ama gelmemiş. otobüsle gidiyoruz dalmaya. ama sanki bole suyun altında sergi var. her yerde resimler asılı, yağlıboya tablolar. arımla bakıyoruz onlara. hoca diyo ki, sakın suyun üstündeyken takmayın oksijen tüpünü, çünkü suyun yüzeyinde karbonmonoksit görevi yapar. alla alla diyip cıkarıorum, nefes almaya çalışıyorum. sonra bi işim çıkıo ve acilen MACe dönüyorum. arı dio ki dur ben de geliim, çıkıp gidiyoruz. sonra katılırız gruba diyip. nese işimizi halledip dalışa geri gitmek istiyoruz. otobüse atlıyoruz yine. ama bu kez otobus bizi gruba yetiştirmek için suyun dibinden gidio, cup! die dalıveriyo suya. off diyoruz negsel oldu!! hemen suya iniyoruz. böle turistik mekan gibi bissürü çikolatacı, oyuncakçı fln. hemen fotograf cekiyorum. elimde canonum ama suya dayanıklı :)

...tam gezerken uyandım. telefonumu kontrol ettimm..şimdi 2. rüya:

2- MACteyim yine... bu kez yanımda esen bana haberler getirmeye gelmiş. diyo ki; ben ayrı eve çıkıyorum merveyle.. a-a diyorum, hiç haberim yoktu? o da böle tavırlı bi halde, neden olsun ki? sen yılbaşına bizsiz girdin, demek ki herkesin herşeyden haberi olmuomuş? kızıo gibi oluo. üzülüyorum oracıkta çok. hemen sonra kapıdan merve ve sevdiceği ziya gelio. merve, bembeyaz gelinlikler içinde kıpkırmızı saçlarını toplamaya çalışmış, eteklerini çeke çeke yanıma gelio. evet dio biz evlendik, yurtdışına gidiyoruz, esen de bizle gelio. ziya fln desteklio bunu. esen kafasını sallıo. lisedeki gibi uzun saçlı. ulan diyorum içimden yepisyeni evlisiniz, evinizde esenin ne işi var..

derken uyanıyorum. telefonumu kontrol ediyorum. ve 3. rüya

3- aliyi arıyorum açmıo fln. böle bi umursamaz davranıo (ki asla yapmaz benim sevgilim). deliriorum kıskançlığımdan. hemen yanına gidiorum bi bakıorum ole msnde bi kızla muhabbet edio. lan diorum ne alaka bu kız, delirdin galba!! yok beee ben bişi yapmıorum kendisi bişiler yazıo dio. hakkaten dokumunu aldırtıo historynin hakkaten kız bişiler yazmış ama bizimki boş msglar yollamış. ay boşuna kıskanmışım diyorum, geçiyo...

derken yine uyandım, saat 6. off diyorum içimden, keşke sabah olsa da arasam çünküm çok kıskandım, zaman geçmicek.

baktım, kalorifere o kadar yakın uyumuşum ki, rüyalarım her ne kadar çok sıkıntılı gözükmese de sıkıntılarımın sebebi sıcaklıkmış. geçen gece uyuyana kadar başımda bekleyen, ne zaman gözümü açsam yanımda nefes alışını hissettiğim adam da (sevdicek karabasan o dedi) sıcak yüzündenmiş. ben de yatagımı sırtıma ısı gelebilecek şekilde yerleştirmemeliymişim. fakat bel boyun ağrılarım ancak bu şekilde birazcık azaldı. demek ki ısı yüksekliği de çok yemek yemek gibi, uykuda sıkıntı verebiliomuş ki ben dünyanın en kansız insanıyım, ben bile bu sıkıntıyı çektim.

ama bugün doktora gittim. mesleki bi hastalık olduğunu, acilen dik oturmamı, dik çalışmamı, gerekirse fizik tedavi bölümüne gitmemi, ama mutlaka haftada 3 kez yüzmem gerektiğini söyledi. sanırım yrn araştırma yapıcam. hmm... yarın milli tatil bizim evde. once ailecek galleriada "süt" izlencek, ardından alışveriş ve yemek :)

sora uyumuşum....

sabah 8den beri çekimdeyim. eve girdiğimde saat 01.05 civarıydı. belimin ağrısından uyuyamıycamı bildiğim için yatamıyorum, ve bu ağrı sağ tarafımı komple uyuşturuyo, kolum da dahil; zar zor regl oldum ve ayağımı burktum, şişi inmek bilmio. ağlıyorum, çünkü başka yapıcak hiçbişi yok!

vii viş yu e meri kırismıs vii viş yu e meri kırismıs vii viş yu e meri kırismıs ende hepi niv yiğııır

bugün işte o çok özel sandığınız, fakat partilemekten (hey bebeğim ölesiye coolum) başka bi boka yaramayan gün geldi!!! biz de akşama 4 kişi (ben, ali, nilay, cenk) partilicez çılgıncasına. az önce ellerimlen paçanga böreği ve ameeeerican salatası yabdım. tuşusu bilem eksik değil :) aldım yanına şarabımı, sevgilimin beni gelip evden almasını, çok özel 2 kişilik bi kutlama yapıp (heheh), nilayların evinin yolunu tutmayı bekliyorum...

bu akşamki çılgın planlarımız arasında;

  • tombala oynamak, mandalina kabuğu detayını doyasıya yaşamak,
  • tabu oynamak,
  • okan bayülgen izlemek (her canlı bir gün yeni yıla okanla girecektir!!),
  • geyiğin dibine vurmak,
  • yemek yemek,
  • içkinin de dibine vurmak,
  • koltukta sızana kadar içmek hatta,
  • işeyene kadar gülmek
var.

siz siz olun sokağa adımınızı atmayın. mazallah tacize uğrar, kamera ışıklarına maruz kalır, seneye bugün "2009a girerken neler olmuş?" haberlerinde tvye çıkarsınız yine yeni yeniden...

benden size yeni yıl için bikaç tavsiye daha:
  • geçen yıllarda yaptığınız hataları bu yıl yapmayacağınızı düşünmeyin, yapacaksınız.
  • geçen yıla nasıl girdiyseniz, bu yıl öyle geçmedi, kendinizi kandırmayın.
  • alkollu araba kullanmayın, her nerdeyseniz bi omuz bulup, orda sızın.
  • başkalarını üzmemeye çalışın.
  • kendinize iyi bakın. lafla değil, gerçekten.
  • kendinizi orda burda övmeyin, içinizde patlar.
  • sakın birilerinden intikam almayın, başınız boktan kurtulmaz.
  • sıkı giyinin, hava cidden soğuk.
az sora sevdiceğim gelecekmiş, kısa kestim aydın havası olsun, herkesin süper muhteşem bi yılı olsun.
tanıdınız di mi? evet evet o... ilkokuldaki pullu yılbaşı kartı bu :)

everything in its right place

"insan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır."
mevlana

geçen hafta içinde serkan (şedele) bunu yazmış facebookuna not olarak. yazıma bununla başlamak istedim; çok alakasız şeyler yazıcam gerçi ama aklımdan çıkmamıyo bu söz bi türlü. nasıl güzel, nasıl manalı...

***
buraya bi kaç hafta önce işlerimde bi değişiklik olabileceğini ama kesinleşmeden yazmıcamı söylemiştim. işte kesinleşti o iş!!

artık televizyon sektörüne yavaştan girdim ama girdim... (mehmet aliyi saymıyorum.)

2 hafta önce ilk reklamımı çektim. bu cumartesi de ferhat göçerin bi klibi var. şu "kalp kalbe karşı derler" i söyleyen hatun ile birlikte. bi reklam bi klip giderse hayatım, herşey istediğim gibi olacak demektir. heyos :D

çalışmaya başladığım şirket ben onlarla anlaşmadan bi süre once bedük' ün automatic klibini çekmişler. "abi!!" dedim "inanamıyorum!, izlediğim en güzel klip bu, yani türklerin yaptığı en güzel klip!! ellerinize sağlık". sonra hemen "ahh keşke ben olsaydım orda" dedim. zaten onlar da çok eğlenmişler.

neyse işte böle bi işe girdim okuyucular. çok mutluyum. çok çok önemli yönetmenlerle çalışıyolar. dolaylı olarak ben de çalışıcam.

artık sevinebilirsiniz ahaha :)

5 dakika 56 saniyelik opera

sabah evden kendimi dışarı attığım andan beri ısrarla dinliyorum. sinemaya gittim önce. sonra çıkıp mallde biraz dolaştım, kulağımda hep bohemian rhapsody. liseyi hatırladım sonra. 24 kasımda tahtaya freddie mercury' i için bişiler yazışımızı. bu şarkının sözlerini. kasedini koyup dinleyişimiz falan :) sonra da inip aşşağıya öğretmenler günü için saygı duruşunda bulunuşumuzu. bi çoğumuzun aklında o an freddie' nin olduğunu bile bile...

önce filmin başlamasını bekledim. reklamlar sırasında hep dinledim, ta ki mahsunun "güneşi gördüm" filminin trailerına kadar. gecen haftalarda alilerde beyaz melek' i izledik. ilk kez için gayet başarılı (david lynchin ilk kezini de biliyoruz!). yeni filmi, beyaz melekten daha iyi olucak ve bu kez olgun davranıp sinemada izlicem bu filmi... bohemian rhapsody, trailerın bi çok sahnesi ile o kadar uyuşmuştu ki, oturdugum yerde kalakaldım. mahsunun bu filmi yaparken bu şarkıyı dinlediğine eminim, o derece.. ya da her savaş temelli film için aynı şeyi hissedebilirim. bu şarkının bi çoğunda etkisi olduğuna kalıbımı basabilirim!

5 dakika 56 saniyelik opera, 3 saate bedel bi opera. insanlığa verilebilecek en büyük hediye... her saniyesinde tüylerimi diken diken bir vokal, dünyayı bi çok kez ayağa kaldıran bi coşku. müziğin ne kadar evrensel olduğunu iliklerimize kadar hissettiren bi şaheser... adına saygıduruşunda bulunmayı az bile gördüğüm bi frontman. böylesi bi daha gelmez. hala farkında olamayanlar için:

öyleyken böyle

çok sıkıldım evde sanırım bu akşam. içime bişiler doğuyo saçma sapan. hep aklımda böle gereksiz düşünceler. biri kafamı karıştırdı benim. hay sıçiim :S
şarkım; where i end and you begin' dir. böyle sessizce yokolmak istitorum bazen. oturduğum yerin dibine çökmek. bu şarkının rifflerini (yine let downda olduğu gibi) gözlerimi kapatıp dinlediğimde, sanki bunu yaşıyorum. çöküyorum dibe. ama emo girl tripleri değil de sanki bulutların üstünden yere çökmek gibi. ayakların yeniden yere basması, gerçek dünyaya dönmek gibi.

iki şey var gerçekten beni korkudan delirtebilecek, ilki asansörde kalmak ikincisi örümcek...

işte bazen öyle sıkılıyorum ki içinde bulunduğum yaşantıdan, içi örümceklerle dolu olan asansörde kalmak istiyorum! korkudan delirmek istiyorum ki kendime -ancak- geliyim.

i'll go to sleep at night

yıllar yıllar önceydi. bigün üniden bi arkadaşımla (ceylan) 112de eve dönmeye çalışırken tek bi discmanle, kulaklığı ikiye bölüp dinlemiştik pink' in family portrait şarkısını ve deli gibi ağlamıştık. hiç unutmadığım bu şarkının son dizesiyle başlamak istedim postuma. :)

***

çok sevdim bu fotoyu arım sevmese de, burnum yamuk çıksa da...


25 yaşını doldurmuş insanlarız biz artık. ne değişti? tabii ki hiçbişi...

hiç bişeyin değişmeyeceğini bilerek, daha doğrusu 14 aralık ile 16 aralık arasında herhangi bi fark olmadığını gözeterek kutlamadık doğumgünümü öle şaşaalı partilerle, sanırım artık parti insanı değiliz... taaa ki geçen cumartesiye kadar ahahah.

gerçi pek de kutlamış sayılmayız ama yine de bi pasta üstü mum (yanlış pasta da olsa) üflendi arımla beraber (çünküm tarihler yakın), annemlerle evde yaptığımız ve nilaylarda yapılan dier bi küçük üflemeden sonra 3. dilek dilenerek. hiç bi zaman tek bi dileğim olamadı zaten. fal baktırırken bile fincanı ters cevirme anına kadar hep 2 şey gecer kafamdan: iş ve aşk... neyse ki ikisiyle de ilgili çok tutarlı şeyler diliyorum ki, yüzüm gülüo hep.


bizim için sürpriz olarak getirilen ve süper şarkılar çalan grup...


...ve dağıttıkları mariachi shotlar :)


binlerce geyik yaptıran, gülmekten ağlattığım manzara


arımın kağıt bebekleri

beraberce midpointte bi yemek yedikten sonra dedik ki daha erken bişiler içelim. nerdeee nerdeee derken k. beyoğluna gittik meydana yakın die. fakat o da ne?! herkes 17 yaşında, gotik, sigara içio leş gibi (özellikle kızların sigara içmesini yasaklıorum, leş gibi kokuyolar. ıyy), zaten deli gibi kalabalık ortalık, bi de üstüne placebo çalmıo mu? oyy oy!! aliyle birbirimize dönüp:

- 7/8 sene önce aynı şarkı çalıodu ve biz yine buralardaydık. oyyy

dedik.. ex-bronx vardı o zamanlar ve bu kadar kalabalık değildi ve ben korn fln dinliodum, gürültüye katlanabiliodum. (korn gürültü olduğu için değil, korn çalan mekanlarda ses sistemi olmadığı için)

şimdi ise; doğumgününde alacağın bikaç güzel tebrik ya da yılbaşında evde oturup laflamak; ayakta dikilip, bişiler içip gereksiz tiplere katlanmaktan çok daha zevkli. o yüzden ne parti ne de bişi istediğimiz. bikaç sevdiğimiz arkadaşımız, sıcacık ev, içki, mandalina (kabuğu lazım, tombala için), belki ntvde okan... yeni yıla girmek işte bu demek! :)

bi de bu yıl güzel hediyeler aldım ben:
bi ceket
bi nikon
bi terlik (nikondan pahalı ahahaha)
bi ışınkılıcı
vs...

şimdi kendim kendimi bi şarkı ile hediyelendiriyorum:

brenda lee' den geliyor: i'm sorry :p

yepyeni haberler

bugünlerde herşey o kadar güzel gidio ki...
güzel haberler aldım hep :) harika haberler
sevgilim çok sevdiğim bişiy aldı bana dogumgunum için. yarın teslim alıcam artık!! :p
işim hakkında çok çok güzel şeyler oldu/oluyo. kesinleşirse sizle de paylaşırım.
süper bi makyaj yaptım az önce: istanbul8de bi parti için 3 hatunu ABBA yaptım. ama kostumler saçlar fln full 70ler...harikaydı.
ama herşeyden önemlisi iş işte. süper, maşallah dinimiz amin

vuslat gecesi...

çok küçük değildim konya' da Mevlana türbesini ziyaret ettiğimde. o zaman anlamını biliyordum ki ağladığımı hatırlıyorum. galata mevlevihanesine yaklaşık 1,5 yıldır gidemesem de, o anı canlı canlı yaşamamış olsam da uzun zamandır, an itibariyle izliyorum ve hüngür hüngür ağlıyorum. en kısa zamanda tekrar ziyaret etme kararı aldım. gitmeyeniniz varsa, mutlaka! huzuru hissedebildiğiniz ender anlardan biri olacak emin olun...

Marcel Proust Anketi

elele dergisinin aralık sayısında aylin aslıma yapmışlar bu anketi ve benim de malesef ancak haberim oldu böle bi anket olduğundan. marcel proust bunu 13 yaşındayken arkadaşlarını tanımak için yapmış ve bakın olay nerelere gelmiş. önce iğneyi kendime batırarak:


Sizi en çok üzecek olay
: ailemdeki herkesin aynı anda ölmesi (deprem vs. ile)

Nerede yaşamak isterdiniz?
yere bastığım zaman ayaklarımın üşümeyeceği, aynı anda denizi görebileceğim herhangi biyerde.

Yaşayabileceğiniz en mutlu an
yaşamadan bilemio ki insan

Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz? gerçekten hata olduğuna inandıklarımı

En sevdiğiniz erkek karakter jean valjean

En sevdiğiniz kadın karakter jeanne d'arc

Tarihteki favori kahramanlarınız mustafa kemal atatürk

Gerçek hayatta favori kadın kahramanınız annem

En sevdiğiniz ressam roy lichtenstein, gustav klimt

En sevdiğiniz müzisyen (günümüz için cevaplanması zor bi soru olduğundan geçiyorum)

Bir erkekte en beğendiğiniz özellik zeka, anlayış

Bir kadında en beğendiğiniz özellik sadelik, erkek gibi düşünebilme yetisi

En sevdiğiniz erdem içtenlik

Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş makyaj

Kimin yerinde olmak isterdiniz?
kimsenin

Arkadaşlarınızda hangi özellikler olmasını istersiniz? içten, sade, eğlenmeyi bilio olmalarını isterim.

Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik
çabuk sıkılma ve sabırsızlık

En sevdiğiniz renk beyaz

En sevdiğiniz çiçek
beyaz olan hepsi olabilir.

En sevdiğiniz kuş arıkuşu

En sevdiğiniz yazar albert camus, ahmet hamdi tanpınar

En sevdiğiniz şair
necip fazıl kısakürek

Tarihte en sevmediğiniz karakter hitler

En çok isteyeceğiniz özellik
5 dil bilmek

Nasıl ölmek istersiniz? uzaylılar tarafından kaçırılıp

Hayattaki sloganınız bir kere yaptım yine yaparım

Şu anki ruh haliniz isteksiz ama mutlu

blogumun renk ayarları ile oynadım. alıcılarınızı rahat bırakınız :)

kutlanası gün 2

bugün benim doğumgünüm.
kutlanması gereken günlerden 2.si
herkese msglarından/telefonlarından dolayı cok cok tesekkur ederim
kutlamalar şehrin 4 bir yanında yapılacak...
cumartesi akşamını bekleyin anacıım :)
(L)

home sweet home

bilen bilir bizim sevdiceğim ile birlikte ne kadar ev düşkünü olduğumuzu. işte dün gece de, yeni evli arkadaşlarımızın evini bastık pastamızlan. neden pasta? çünkü yrn benim doğumgünüm. 2 gün erkenden kutlayıverdik. artık "kaç yaşındasın?" sorusuna "24" diye cevap veremeyeceğim :(

ev harika olmuş. eskicioğlu family tam bi çekirdek aile olmuş kucaklarında laptopları tvlerinde kavak yelleri ile... düğün videosunu da izledik. özellikle benim kıçımı sallaya sallaya oynadığım ve tanerin (nilayın en yakın arklarından biri) beni her oturmaya yeltenişimde kollarımdan tutarak piste fırlatması sahneleri takdire şayan..

süper geçen bi gece oldu dier hepsi gibi..tabu oynayıp ellerine ellerine verdik afedersiniz ahahah . cenkin ve alinin, tüm türk dizilerini ucundan kıyısından takip ettiğini öğrendik (nilayım, sanırım evlenmekte acele etmişsin.. "uyduruk dizi" sever bi kocan olduğunu bilmediğine eminim :p), disco kingoyu izleyip, aboneyim abone dansı yaptık, rüya ersavcıya şaşırıp, tüm şarkılara eşlik ettik, ve videosunu feysbukta da görebileceğiniz pastamızı yidik. ha bi de vino var... hayatımda ilk kez kedi sevdim diyebilirim. sevdicek gözlerine inanamadı. "haydaaa bi de kedi mi alıcaz?" sorularına gark olduysa da golden retrieverden vazgeçebileceğimi sanmıyorum. bunu villa alacağımızı umarak yazmaktan da çekinmiyorum sayın okuyucu.

***
9 günlük harika bi tatil geçirdim ben. yer yer uyumalı, bolca çalışmalı oldu ama harika oldu. isterim ki her günüm böyle olsun... allah olmayanlara versin, bencillik etmeyelim. bolca gülüp eğlenelim, sımsıkı sarılıp uyuyalım :)

bugünlerde ne zaman tv karşına geçip zap yapmaya başlasam, garden state ile karşılaşıyorum. her sahnesinde ağlamak geliyo içimden. ben de koyveriyorum.

ayrıca

klavyeye bakmadan yazabiliorum artık. bu cumleyi yazarken hiç hata yapmadım mesela

AROG

eveeet efenim. dün akşam sevdicekle birlikte afm sinemalarında, biletini yaklaşık 1 ay önce edindiğimiz, başlıkta bahsi geçen filmi izledik...

arog, bilinen "cem yılmaz esprisi" kavramından pek bi uzak, yer yer saçma (evet, "offf yok artık!" dedim 2 yerde, gülmeyerek) bi film olmuş. "türk komedi filmi nasıl yapılır?"ı bize GORA göstermişti. AROG ise daha bayat ve cem yılmaza yakışmayacak kadar sığ esprilerle süslenmiş, "sıkeriy muvi nasıl türkçeleştirilir?" gibi olmuş, bir çok amerikan filmine atıfta bulunmuş, taş devrinde günümüz imkanlarını baz alarak (teknoloji, bilim, felsefe vs...) espri yapılırsa nasıl olur?' u bize göstermiştir. böyle deiğime bakmayın da, gerçekten gözlerimden yaşlar gelerek güldüğüm sahneler de yok değil (fakat 6yı geçmez sanırım).

buna rağmen tabii ki görüntüler, bi türk filmi için oldukça başarılı. yani 9 milyon doların nereye gittiği belli... tabi telekomun karşıladığı düşünülürse, kimlerin cebinden çıktığı da :)

"yaaani, olmuş işte..." diyerek çıktık filmden kısacası. gidilmeli mi? evet! kesinlikle. GORA ile karşılaştırılmalı mı? hayır, kesinlikle! zaten taş devrinde arif gibi bi karakterin ses tonu ile ne desen komik olur...

kostümler harika, saçlara kuaför arkadaşım olan pashanın eli değdi, ellerine sağlık. gila da makyajları yapmış :) fakaaaat, müzikler gerçekten olağanüstü. ost' si çıkarsa mutlaka edinmek isteyeceğiniz türden. bi önceki gece gevende üyelerinden bir kaçını askere uğurlama partisi ve ahmet'in (gevende-solist) doğum günü partisine gitmiştik, burda da onların bi parmağı varmış, sevindik...

sıra, alinin çok sevdiği bi karakter olan recep ivedik'in 2. filminde...

aahaahahah. bu da böle bi kahkaham olsun :p

yaşama sevinci (a.k.a. yemek yemek)

ben çok açım okuyucu...
çok açım ama hiçbişi yiyemiyorum çünkü midem çok bulanıyo bu durumda da melis çok bunalıyo :(
sevgilimle ottoda mis bi biftek yiyim diorum yarısı tabakta...
arkadaşlarla orda burda yemeğe gidiyoruz aklımdan sadce patates püresi yiyebilecek olmanın fikriyle bişiler sipariş ediyorum -püreden hariç-, yok yiyemiyorum!
içmeye gidiyoruz, gelsin şeftali suları gitsin sodalar...
sabah aç karnına doktor ilaç verio sadece kahvaltıyı kurtarıorum
kızartma, alkol, dondurma, kola, domates yediğim/içtiğim anda ölesim gelio...

neden? offf ağlıycam :(